4 Aralık 2008, Perşembe,  
PortoramaNet
  
BaşSayfa arrow İçindekiler arrow Gezi Notları arrow Deniz Kaplumbağaları İle Randevum Varmış, Ben Biraz Geç Öğrendim, O Kadar...
Deniz Kaplumbağaları İle Randevum Varmış, Ben Biraz Geç Öğrendim, O Kadar... Yazdır E-Posta
• Azim Raşit Ersoy   
13 Haziran 2007, Çarşamba

Image14 Ağustos 2006 Pazartesi günü sabahı, saat 09:00 sularıydı, sahil kumu ile dolu tenceredeki kırılmış bir yumurtanın içinden bakan kara bir gözü ilk görüşümüz...

Anlaşılmazdı biraz, “Ölü mü?” gibisinden üzgün, biraz da ürkek bakıştık eşim ve ben… Aklımızdaki soruyu bir mırıltı gibi dile getirmiştik ki, içimizi ısıtan cevap ağır ağır açılan bir göz olarak karşımızda belirdi. Kırılmış yumurtasının içinden belki de ilk bakışıydı bu yaşama… O bizi gördü mü, gördüyse mutlu oldu mu, bilemiyorum, ama biz çok mutlu olduk onu gördüğümüze ve içimizden geçen sadece sımsıcak, kocaman bir “Hoşgeldin”den başka bir şey değildi.

O sabah benim 7 günlük tatilimin hemen hemen ortası; yol arkadaşım, söz ortağım eşimin tatilinin son günüydü ve biz Göcek koylarında bir tekne turu için dört arkadaşımız ile Göcek’e hareket etmek üzereydik.

Tatilimizi geçirdiğimiz sahil, bizim gibi şehirli çocukların başını döndürecek kadar temiz bir havaya, harika bir doğaya ve her zaman özlem duyduğumuz huzura fazlasıyla sahip bir yerdi. Uzun zamandır ilk kez bu kadar deliksiz uyuyor, sabahları erken, gerçek anlamda uykumuzu almış ve dinlenmiş olarak uyanıyorduk.

Göcek’e vardığımızda sıcak, ama pırıl pırıl bir gün bizi karşılıyordu. Göcek’in eşsiz koylarında gezerken, nasıl güzelliklere sahip olduğumuzu düşünmeden edemiyorduk. Teknemiz, insana yaşama coşkusu veren maviliklerin içinde, huzur veren yeşilliklerin arasında demirlediği sıralarda deniz gözlüğü ve şnorkel ile amatör dalışlar gerçekleştirdim. Bu dalışlar sırasında çıkardığım birkaç deniz kestanesi gövdesini teknede eşime ve arkadaşlarıma gösterirken bir şeyi henüz bilmiyormuşum: O deniz kestanesi gövdelerini, o gün adlarını bile bilmediğim Avusturyalı öğrencilere hediye edeceğimi…

Eşim aynı günün gecesi İstanbul’a geri dönmek zorundaydı ve döndü. Ertesi gün akşam, İstanbul’dan gelecek olan iki arkadaşımızı beklerken bir taraftan akşam yemeğimizi yiyor, diğer taraftan da sohbet ediyorduk. Bu sırada dere kenarındaki küçük restoranımızın girişinde telaşlı bir hareketlenme oldu. Girişe doğru ilerlediğimde, önceki gün sabah tencerenin içinde gördüğümüz yumurtaların hepsinin kırılmış ve içlerindeki deniz kaplumbağalarının yürümeye başlamış olduğunu gördüm. Adını daha sonra öğrendiğim bir genç kız, kaplumbağaları avucumun içine koydu ve “Ufaklıkları denize bırakacaklarını ve eğer istersem seyredebileceğimi” söyledi, tereddütsüz kabul ettim.

Gecenin karanlığında küçücük hayatları gerçek yuvalarına, yani denize bırakmak üzere sahile gittik. Sadece beyaz ve sarı ışığa tepki verdiklerini öğrendiğim yavruları kumsala bırakarak, kırmızı ışıklarla takip etmeye başladık. Bazıları telaşlı bir şekilde denize doğru hareketlenirken, bazıları da şaşkın bir şekilde duruyordu. Sonuçta hepsinin denize ulaştığını gördük ve onlar için asıl şimdi başlayan yaşam mücadelesinde şanslı olmalarını dilemekten başka yapacak bir şeyimiz yoktu. Genç kız daha sonra, her gün sabah saat 06:00’da yuvaların bulunduğu kumsala giderek yuvaları kontrol ettiklerini ve eğer istersem kendilerine katılabileceğimi söyledi.

Ertesi gün sabah saat 05:45’de, henüz hava aydınlanmadan ayaktaydım. Fotoğraf makinemi de yanıma alıp, sahile gittim. Güneş doğmak üzereyken, Viyana Üniversitesi’nde okuduğunu öğrendiğim iki üniversite öğrencisi ile beraber deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı sahilde yuvalara bakarak ilerliyorduk. Bazı yuvaların önlerinde küçük küçük izler görüyorduk. Bu izler bazen çok yoğun, bazen de tek tük oluyordu. Dürüst olmam gerekirse, sabahın o saatinde kalkarak o sahile gitmeme sebep olan tek bir şey vardı: yumurtadan yeni çıkmış parmak kadar bir deniz kaplumbağası görebilmek!

ImageÇok geçmedi ki, evet, o küçük şey oracıkta karşımda duruyordu, yolunu kaybetmiş, denize ulaşamamış… O kadar güzel, o kadar sevimli ki, görünce gerçekten içinizi ısıtıyor. Ben o heyecanla makinemi ayarlamamış olduğumu fark ettim. Ancak makinemi ayarlamaya uğraşırken iş işten geçmiş, yavru denize ulaşmıştı! Ben ise makinemle meşgul bir şekilde kendi kendime kızıp söyleniyordum. Çünkü, çoğu sabah denize ulaşamamış yavru görülmediği ve bir tane görebildiğim için çok şanslı olduğum söylenmişti! Nereden bilebilirdim o sabah doğanın bana cömert davranmak için uyandığını?

Sahilin sonuna kadar yüründükten, yapılması gereken yuva kontrolleri yapıldıktan ve gerekli notlar alındıktan sonra dönüş yolu için ayaklar geriye döndüğünde, üniversite öğrencisi iki kız çantalarından birer çöp torbası çıkardılar. Evet, gerek teknelerden atıldıktan sonra sahile vuran, gerekse sahile gelen insanlar tarafından bırakılan sayısız pet şişenin, ne için orada bırakıldığı tarafımdan anlaşılamayan ve anlaşılamayacak olan terliklerin, spor ayakkabıların, kışlık botların ve daha çeşit çeşit çöpün toplanması için getirilmiş olan çöp torbaları… Az utanarak ve daha çok kendimi sorumlu hissederek çöp torbalarından bir tanesini ellerinden kaptığım gibi ben de başladım temizliğe… 5 dakika geçti geçmedi, kendimi, filmin sonunda Schindler’in yaşadığı telaş benzeri bir telaş içerisinde buldum: “O pet şişeyi de almalıyım, bu pet şişeyi de almalıyım, şurada bir tane daha var!”… Beni kendime getiren kızlardan birinin, “Bu çöpler toplamakla bitmez, kendini çok yorma!” sözleriydi. Gerçekten toplamakla bitecek gibi değildi. Utanmak mı lazım, üzülmek mi, bilemedim!? Belki de kızmak, bu doğayı bu kadar hoyrat kullanan insanlara ve bunu yapan insanımızı bilinçlendirmek, eğitmek adına yeterince çaba göstermeyen yöneticilerimize! Sonuç olarak gerçek leş gibi karşımda duruyordu ve o an için toplamaktan başka yapacak bir şey de yoktu! Geri dönüş yolunda sinirimi tamamen yumuşatacak, bana tekrar daha fazla yaşama sevinci verecek olan iki tane yavru kaplumbağa daha gördük. Bu sefer fotoğraf makinem her türlü çekime hazır bir şekilde benden haber bekliyordu. Ben de doğanın bu cömert ikramını geri çevirmeyerek ve sonsuz teşekkürlerimi sunarak bir kaç kısa film çekmeyi başardım. O sabah ne kadar şanslı olduğumu, 18 Ağustos 2006 Cuma sabahı bir arkadaşımın daha katıldığı yürüyüşte bir tane bile yavru kaplumbağa göremediğimizde çok daha iyi anlıyordum.

Image
İşte bunlar da kaplumbağa takımı... Ayaktakiler: Kristl, Cisi, Julia, Sina, Harry. Oturanlar: Philip, Mathias.
Elbette yaptıkları iş her zaman çok sevimli değildi. Bunu, uzun zamandır yavru izine rastlamadıkları bir yuvada neler olup bittiğini öğrenmek için o yuvayı kazmaya gittiğimizde anladım. Kırmızıya yaklaşan güneşin adaların arkasından batışını izleyerek yapılan bir yürüyüş sonucunda yuvaya vardık. Yuvadan çıkarılan yumurtaların başlarına ne geldiğini öğrenmenin tek yolu onları kırmakmış, ben o sırada öğrendim! Ama büyük bir merakla sonuna kadar izledim. Zevkli olmasa da gerekli bir iş olduğunu en azından şu anda biliyorum.

Viyana Üniversitesi’nde okuyan yedi öğrenci… Üniversitenin ekoloji, zooloji ve biyoloji bölümlerinde okuyan bu yedi gençten üç gün içinde o kadar çok şey öğrendim ki… Böyle bir tatili ayarlamak için uğraşsaydım, bu kadarını hayal bile edemezdim…

Tatildeki son günümün sabahı bana hediye ettikleri t-shirt aldığım en güzel hediyelerden biriydi. Bir de arkasına “YANIKLAR 2006” yazarak, hepsinin imzalamış olması gerçekten çok hoş ve önemliydi benim için… ve ben de -yazımın başında da belirttiğim gibi- Göcek’in koylarında bulduğum deniz kestanesi gövdelerini büyük bir istek ve zevkle kendilerine hediye ettim…

Ben, bu tatili de, bu insanları da asla unutmayacağım. Umarım hepsiyle tekrar görüşme fırsatı bulurum. Ve umarım böyle insanlar çoğalır ve insanlık bir gün deniz kaplumbağaları gibi bu insanları da koruma altına almak zorunda kalmaz!

Bu ve bunu gibi projeleri başlatan, destekleyen, yürüten herkese ve tanımış olduğum bu yedi güzel insana, umudu ayakta tuttukları, aykırı bir şeylere çaba gösterdikleri için sonsuz teşekkürler! İyi ki varsınız!

12-18 Ağustos 2006
Yanıklar Köyü, Fethiye / Muğla
Azim Raşit Ersoy

Image
Deniz kaplumbağalarının yumurta bıraktığı sahil, ne yazık ki pek temiz değil.


İzlenme: 2829

Yorumlar (4)
RSS yorumları
1. Yazan aslıhan 20-10-2008 17:46 - Misafir
 
 
beckham (terkedildim ilk defa)
aradığım bilgiyi bulamadım rmzn seni seviyorum
 
2. Yazan sevda 09-10-2008 16:29 - Misafir
 
 
ilginç
çok ilginçler hepsi bence bizlerle paylaştınız için size çok teşekur ederiz
 
3. Yazan Emine Bankoğlu 19-06-2007 09:09 - Misafir
 
 
Deniz Kaplumbağaları
Bir öykü tadında paylaştığınız yazınız gerçekten etkileyici, konunun çarpıcı içeriği bir yana, betimlemeleriniz iyi bir edebiyat okuru ve belki de yazar olduğunuzu düşündürüyor, başka yazılarınızı da keyifle okumak dileğiyle.
 
4. Yazan Gülten Ataman 17-06-2007 00:58 - Misafir
 
 
Teşekkürler,
Tarifsiz bir ahenk ve matematiksel bir mucize doğanın kendi içindeki dengesi ve adaleti. 
Ve bu adalet, emaneti hor kullanan biz bilmezlere hesap sorsada kimi zaman, koynunda sakladığı bu ve bunun gibi elvan kokulu güller o kadar çok ki..Gidip görmek, şahit olmak, keşfetmek ve tabiki şükretmek gerek... 
Paylaşımınız için tekrar teşekkürler...
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile ilgili olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren ve reklam amaçlı yorumlar yazmayın.
  • Yanlış güvenlik kodu girildiğinde 'Gönder'e basmadan önce yeni bir güvenlik kodu için sayfayı tazeleyin.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki
 Portorama 2007 • Haber, Yorum, Etkinlik... • Joomla! İçerik Yönetim Sistemi ile hazırlanmıştır.
  fotorama