21 Kasım 2008, Cuma,  
PortoramaNet
  
BaşSayfa arrow İçindekiler arrow Vicdan Çukuru arrow Neşeli bir Pazar sohbeti...
Neşeli bir Pazar sohbeti... Yazdır E-Posta
• Yiğit Ateş Yazaroğlu   
24 Şubat 2008, Pazar

Geçtiğimiz Pazar günü Başbakan, siyaseten kendisine ve başında bulunduğu hükümete yakın üç gazetecinin, bir de öğretim üyesinin sorularını cevaplamak ve gündemi değerlendirmek üzere ATV televizyonunda bir programa katıldı.

Bence, muhatabını zorlamamaya özen gösteren sorularla dolu, son zamanlardaki saldırgan, öfkeli tutumuyla zor durumda gözüken Başbakanı ve başında bulunduğu hükümetini biraz olsun rahatlatmayı amaçlayan bir program görüntüsündeydi.

 

Yukarıda yer verdiğim düşüncelerime bakıldığında anlamsız kalmakla beraber bir konuya ısrarla takılıyorum. Başbakanı karşısında bulan bir gazeteci, gündem de tüm açıklığı ile ortadayken, neden şöyle bir soru soramaz:

"Sayın Başbakan,

Türban ile ilgili bir Anayasa değişikliğini MHP'nin de desteği ile Meclis'ten geçirdiniz. Gerek sizin, gerekse hükümet temsilcilerinin beyanatlarında, konunun sadece üniversitelerle ilgili olduğu, ilk ve orta öğrenimi, liseleri, daha da önemlisi kamu hizmeti verenleri ve de verecek olanları kapsamadığı ve kesinlikle kapsamayacağı defalarca ifade edildi.

İçinde bulunduğumuz an itibariyle, belediyelerde, belediyelere bağlı kuruluşlarda, diğer birtakım kamu kurum ve kuruluşlarında türban takarak çalışan kızlarımızın bulunduğu bilinen bir gerçek...

Sorum şudur:

Hükümetiniz, bir taraftan Meclis'ten geçirilen düzenlemenin sadece üniversiteler ile sınırlı kalacağını söylerken, diğer taraftan kamu hizmeti verilmesinde uygulanan türban yasağının sıklıkla delinmesine neden seyirci kalıyor ya da göz yumuyor?

Bu durum, hükümetinizin bu konudaki inandırıcılığına gölge düşürmüyor mu?

Gelişmelerden kaygı duyanları haklı çıkarmıyor mu?

Bu kaygıların bir gerçekliğe dayandığını göstermiyor mu?

Son sorum:

Başbakan olarak siz, hükümetiniz adına, kamuda yer verilen bu uygulamaları ya da girişimleri yarından tezi yok engellemeyi, tekrarına bir daha kesinlikle müsaade etmemeyi, ayrıca aksine uygulamaları gerçekleştiren ve buna izin veren kamu görevlilerinin kesinlikle cezalandırılacağını, gelişmelerden kaygı duyan vatandaşlarımızı rahatlatmak ve söylem-eylem arasında tutarlılığı sağlamak adına taahhüt eder misiniz?"

Böyle bir soru sorulduğunda, her türlü itirazın gelebileceği veya durumun inkâr edilebileceği ya da "münferit olaylar" diye geçiştirilebileceği ihtimal dahilindedir.

Gazeteciliğin başladığı yer de burasıdır. Gazeteci olan, her türlü itiraz veya inkar ihtimallerini de göz önünde bulundurarak, çok sayıda örnek (Kurum ve çalışan adı) ile kendisini donatır. Bir gün arabanıza atlayıp, il ve ilçe belediyelerinde dolaşırsanız; İGDAŞ, İSKİ vb. kuruluşları gezerseniz düşündüğünüzden daha fazla örnekle karşılaşabilirsiniz.

Ve bir gazeteci için daha da önemlisi şudur: Sorulan soruya, konunun karambole getirilmesine, dağıtılmasına, farklı yerlere taşınmasına izin vermeden, doğrudan açık ve net bir cevap alabilmek.

Sorulan soruya açık ve net bir cevap alınamaması durumunda, muhatabın bu soruyu cevaplamaktan kaçındığını açık bir biçimde ortaya koymak.

İsteyen gazeteci bu soruyu, ilk ve orta öğrenim, lise ve hatta imam hatip liseleri için de gündeme getirerek, reşit olmayan kızların bu baskıdan nasıl korunacağı konusuna kadar genişletebilir.

Bu soruları doğrudan Başbakan'a sorma fırsatına sahip olan şanslı azınlığın bu fırsatları böyle heba etmesi anlaşılır bir şey değil gerçekten...

Belki de bu tarz soruları sorma fırsatını sürekli olarak heba ettikleri için şanslı azınlık grubunun bir üyesi konumundalar...

Yoksa böyle bir gündemde bol kahkahalı, bu kadar neşeli bir program yapmak mümkün olur muydu, bilemiyorum...

Başbakanımızın, bu soruları soracak isimlerle kesinlikle, hiçbir surette görüşmediği, hatta biraraya  gelmediği düşünüldüğünde, çok da haksız bir çıkarsama değil benimkisi...

Zor görünümlü zorlamayan sorular, üzerinde durulmayan geçiştirmeler, yuvarlak cevaplara neşe dolu yuvarlak sorularla eşlik etmeler... Yazık!

"Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner."

Unutmamak lazım...

***

Son olarak Başbakan'ın, "Türkiye nereye gidiyor diye endişe duyanlar, İstanbul'da İstinye'ye kadar uzanıp, oradan Şişli'ye kadar gidip karşılarına çıkan alışveriş merkezlerinin sayısına baksınlar yeter! Türkiye'nin nereye gittiği oralarda görülüyor! Bu ‘acabalar'ın hiçbir temeli yok. Laikliğin güvencesi benim. Bütün vatandaşlarım rahat olsun." sözleri son dönemin en hoş açıklamalarından biriydi.

Ekonomi ile ilgili gelişmeleri ve Türkiye'nin gidişatını, İstinye-Şişli hattında açılan alışveriş merkezlerinin sayısına bakarak açıklamaya çalışan bir zihniyete neyin nasıl anlatılabileceğini gerçekten bilemiyorum. Ama her fırsatta mazlum edebiyatı yapan bir iktidarın, ülkenin nereye gittiğini İstinye-Şişli hattında açılan alışveriş merkezlerinin sayısı ile açıklamaya uğraşması oldukça düşündürücü ve gerçekten mazlum olan vatandaşlarımız açısından umut kırıcıdır. Bu söylemden yola çıkarsak, ülkemizin ortalama ikamet kalitesinin de Etiler, Ulus, Bebek ve benzeri semtler seviyesinde olduğunu iç rahatlığı ile söyleyebiliriz.

Oldukça yüksek bir işsizlik oranı ile yaşayan bir ülkede, bu oranı düşürmeyi başaramayan bir iktidarın, ekonomi üzerine açıklamalarında biraz daha hassas, halkına biraz daha saygılı ve daha da önemlisi az da olsa gerçekci olmasında sonsuz faydalar bulunduğunu hatırlatmak isterim.

Başbakan, 20 Şubat'ta katıldığı bir etkinlikte, "İstanbul'un, Ankara'nın elit semtlerinde oturarak, masa başında sosyolojik analizler yaparak, kimse şehirlerimizdeki hizmetleri anlayamaz. Bir garibin sofrasına oturup bir dilim peyniri, üç tane zeytini, yokluğu, yoksulluğu görmeden ve hissetmeden ahkâm keserseniz, yaptığınız yorumlarla kargaları bile güldürürsünüz" diye konuşmuş. Bir garibin sofrasından, üç tane zeytinden, yokluktan, yoksulluktan bahseden bir başbakanın, ekonominin gidişatı ile ilgili olarak İstinye-Şişli hattında açılan alışveriş merkezlerini adres göstermesi nasıl bir tezattır? Bu sorunun cevabını bilemiyorum ama, bahsi geçen kargaların bu ikileme de güleceğini tahmin edebiliyorum. İşinize geldiği zaman en lüks semtlerde açılan alıveriş merkezlerinden örnekler vererek ekonomiyi cilalayacaksınız, farklı konularla ilgili savunmalarınızda "fakirlik", "yoksulluk" söylemlerine sarılacaksınız! Anlaşılır, ama çelişik, tutarsız bir durum... Türkiye'nin genel görünümünü İstinye-Şişli hattındaki alışveriş merkezleri ile açıklayan bir iktidar, "nereden çıkıyor bu yoksulluk ya da neden bitirilemiyor", "neden kan ağlıyor bu esnaf", "işsizlik neden aşağı çekilemiyor" sorularına nasıl cevap verebilir? "Geçmişin mirası" klişesinin arkasına sığınarak mı? Tamam, kötü bir ekonomiyi miras devraldınız ve söylemlerinize bakılırsa ekonomiyi coşturdunuz. Peki yere göğe sığdırılamayan bu büyüme rakamlarına rağmen neden azaltılamıyor bu işsizlik? Tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12.6'ya ulaştı. İş, aş yaratmayan bir büyüme neye yarıyor, daha da önemlisi nasıl oluyor?

Konunun önemine binaen Güngör Uras'ın 21 Şubat tarihli yasızı okunmalı... İstihdamın önemi ve ekonomi politikaları ile ilgisini kavrayabilmek bakımından değerli bir yazı...

Hafta içinde internet sitelerine düşen aşağıdaki haber, şu İstinye-Şişli hattı meselesine biraz daha açıklık kazandırmış oldu.

İktidara yakınlığı ile bilinen Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık'ın babası, Malatya'da kurulu Anateks'in Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Çalık, Başbakan'a, Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren'e, Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'e, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan'a ve AKP Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı'ya ilettiği  mektubunda, yaşadığı sıkıntıyı şöyle dile getirmiş: "Tekstil sektöründeki sıkıntılar bu şekilde devam ederse, içimiz sızlayarak son elemanlarımızı da izine gönderip, tüm işletmelerimizi kapatmak zorunda kalacağız. Kapatmadan devam edersek, her ay 2 milyon dolar zarar ederiz. Gerek faiz oranlarının yüksekliği, gerek döviz kurlarının düşük seyretmesi ve buna bağlı olarak kontrolsüz ithal iplik girişi bizleri çözümsüzlüğe itiyor."

Çok iyi değil mi?!

Şimdi İstinye'ye kadar uzanın, oradan Şişli'ye kadar gidin, karşınıza çıkan alışveriş merkezlerinin sayısına bir bakın, yeter! Oralardan, Türkiye'nin nereye gittiğini görmüyor musunuz?

Yoksa üzerinizde medya baskısı mı var?

***

Son olarak...

Başbakan'ın, "Laikliğin güvencesi benim. Bütün vatandaşlarım rahat olsun" sözleri ile ilgili olarak ne mi düşünüyorum?

Sizi bilemem, benim içim birden çok rahatladı.

Darısı başınıza...


İzlenme: 609

İlk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile ilgili olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren ve reklam amaçlı yorumlar yazmayın.
  • Yanlış güvenlik kodu girildiğinde 'Gönder'e basmadan önce yeni bir güvenlik kodu için sayfayı tazeleyin.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved



 
< Önceki   Sonraki >
 Portorama 2007 • Haber, Yorum, Etkinlik... • Joomla! İçerik Yönetim Sistemi ile hazırlanmıştır.
  fotorama