4 Eylül 2010, Cumartesi,  
PortoramaNet
  
BaşSayfa arrow İçindekiler arrow Vicdan Çukuru arrow İşi ehline teslim etmek...
İşi ehline teslim etmek... Yazdır E-Posta
• Yiğit Ateş Yazaroğlu   
12 Şubat 2008, Salı

 "Ne demiş Peygamberimiz, işi ehline teslim ediniz, demiş"...

Böyle diyor Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak 2B Yasa Tasarısı uygulamasının Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmesi gerektiğini savunan açıklamalarında...

***

Günlerdir devam eden "türban" tartışmaları, konunun T.B.M.M.'de kabul edildiği bu hafta sonu doruğa ulaştı ve artarak devam edeceğini öngörmek için de kâhin olmaya gerek yok.

Televizyonlar tartışma programlarından geçilmiyor. Herkes türban meselesini enine boyuna tartışıyor.

İdeal, daha doğrusu izlenme oranı yüksek bir program çıkarmak için aşağıdakilerden bir karışım yapmanız gerekiyor.

Laik kesimden birkaç temsilci... Bir üniversite profesörü ya da öğretim üyesi, belki bir baro başkanı, araya mutlaka bir adet yüksek yargı organı emeklisi, bir gazeteci veya sanatçı, bazen bir subay emeklisi ve tercihen bir CHP milletvekili...

Karşı tarafa mutlaka birkaç liberal aydın, öğretim üyesi ya da gazeteci... Burada kısır bir durum söz konusu ki, Mehmet Altan, Eser Karakaş, Mümtazer Türköne en çok tercih edilenler... Konu üzerine fikirlerini açıkladığına göre bu ekibe Orhan Pamuk da dahil edilebilir, ama o tenezzül eder mi, bilemem...

Son olarak duruma göre araya türbanlı bir gazeteci ya da sosyolog veya dinci medyadan özgürlük aşığı (!) bir gazeteci...

Son günlerde kim olduklarını pek bilemediğimiz gayet modern giyimli türban yandaşı hanımlar da oldukça gözde...

Bunları tamamladıysanız, sizin, programın idarecisi olarak çok da fazla bir şey yapmanıza gerek yok ilave olarak, su yolunu buluyor zaten...

Herkes birbirine kendi görüşünü kabul ettirmek için konuşuyor da konuşuyor.

Zaman zaman sesler yükseltiliyor, ben böyle anlarda stüdyoda bulunan insanların birbirlerini duyamadıklarından şüpheleniyorum. Aslında hayatın herhangi bir anında bu insanların birbirlerini duymak, anlamak gibi bir dertleri var mı, bunu da düşünmeden edemiyorum.

Ama ortak noktalar da var, sürekli olarak bir demokrat havası takınılıyor. Tartışmacıların hepsi istisnasız demokrasi aşığı... Özgürlük savaşcısı...

Konu çok farklı şekillerde ele alınıyor.

Türban serbestisini savunanlar, gencecik kızlarımızın eğitim alma haklarının engellenmemesi gerekliliğinden bahsediyor.

Bireysel tercih diyor.

Özgürlük meselesi diye araya giriyor bir başkası...

İnsan hakları diye bir şeyin varlığı hatırlatılıyor sık sık...

En son modern giyimli bir hanım katılımcı, "türban bir modernleşme sürecidir" dedi, ben sadece tebessüm ettim. Zokayı yutturmak böyle bir şey olsa gerek. Pes doğrusu!

Türban serbestisinin laikliği zedeleyeceğini düşünenler ise, İran diyor, Malezya diyor.

Bu taleplerinin artarak devam edeceğinden, işin arkasının geleceğinden bahsediyor.

Çeşitli semtlerden görüntülere yer veriliyor.

Hâlihazırda okullarda, kamuda yer verilen birtakım uygulamaların laikliği zaten yıprattığından bahsederek, tanınacak serbesti ile bu işin kontrolden çıkacağından ve toplumsal baskının artacağından kaygılanıyorlar.

Mahalle baskısı deniyor.

Daha nice kaygılar dile getiriliyor.

***

Ortada doğrudan taraflar, bir de çeşitli gerekçelerle bu taraflara yakın duran kesimler var, ki bunlar genellikle hükümete ve dinci kesime yakın duranlar...

Bir de kimin kayığına binerse, onun küreğini çeken her devrin insanları var! Onlar zaten önemsiz...

Herkes bir şey diyor, kimse kimseyi dinlemiyor, ama herkes fikrini karşısındakine kabul ettirmeye çabalıyor.

Nafile çabalar... Kimse kimseyi anlamıyor, anlamak istemiyor, anlayamaz!

***

Ben, laiklikten, kendimce akıldan yana tavır alan bir insan olduğuma inanarak, artık çok açık ve dürüst olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu, böylesine tartışma programlarında konuşularak çözülecek bir durum değil... Bu konu, kolay kolay çözülebilecek bir konu değil...

Çünkü aramızda temel bir ayrılık var: Nasıl bir ülkede, nasıl bir gelecekte yaşamak istediğimizle ilgili bir farklılık bu... Nasıl bir hayat yaşamak istediğimizle ilgili bir farklılık...

Ben, en basit anlatımıyla, dogmanın veya din kurallarının, toplumsal, ekonomik, kültürel hayata hükmetmediği bir düzende yaşamak istiyorum.

Aksine hareketlerin dağın zirvesinden aşağıya bir kartopu bırakmakla eşdeğer olduğuna inanıyorum. O kartopu büyüyerek önce bir çığa ve bir süre sonra önüne gelen her şeyi yok eden bir canavara dönüşecek.

Benim, bunun aksini savunan insanlarla anlaşabilmem de mümkün değil...

Neden mi değil?

Sivas Katliamı ile hesaplaşamayan bir sağ ya da liberal görüşe kesinlikle inanmıyorum da ondan... Sadece bugünkü iktidardan, onların üyelerinden veya onlara yakın duran medya ve iş dünyası mensuplarından bahsetmiyorum. Merkez sağ denen partilerin ve onların üyelerinin tavırları çok mu farklıydı o zaman? Göstermelik kınamaların ötesinde ne yapıldı?

Benim endişem gayet açık ve somut... Bu ülkenin göbeğinde, herkesin, hepimizin, dünyanın gözlerinin önünde, tekbir getire getire ve iktidarın bilgisi dahilinde (saatlerce müdahale edilmemesinden başka bir sonuç çıkaramıyorum) 37 insan yakılarak öldürüldü.

Kimse lafı eveleyip gevelemesin, BU KATLİAMIN SORUMLUSU ZİHNİYET BUNUN HESABINI VERMEDİ, BU İNSANLIK AYIBIYLA HESAPLAŞMADI!

Mahkeme görülmüş olması hiçbir şey ifade etmez. Böylesine ciddi bir kitlesel katliamdan sonra iktidarların görevi, bu katliamın sorumlularını yetiştiren iklimin yok edilmesini sağlamaktır. O zamandan bu zamana yapılanlar, bu iklimin yok edilmesine mi, yoksa güçlenmesine mi hizmet etti acaba? Hele ki son dönem?!

Şimdi birileri oturmuş, din adına, türbana özgürlük, inanca özgürlük, insan hakları, bireysel tercih edebiyatı yapıyor. Hadi canım ordan! Uzaydan mı geldiniz?

Alnında bir insanlık ayıbını nal gibi taşıyan bir zihniyet neyin özgürlüğünü savunabilecek durumdaymış? Hangi özgürlük? Kime özgürlük?

Hesaplaşmasından geçtim, bu katliamı yapanlara karşı adam gibi tavır bile takınamamış bir zihniyetin herhangi bir uygulamasını "özgürlükçü" diye niteleyerek, o uygulamanın savunuculuğunu yapanların liberalliğine de sadece gülerim.

Tekrar ediyorum, hesaplaşmak ya da tavır takınmak, bu katliama sebep olan iklimi yok etmekle; dini, inananların bireysel alanında koruyup, dinin toplumsal alandaki etkinliğini ortadan kaldırmakla olur. Gerisi boş sözden öte bir anlam ifade etmez, inandırıcılığı da olamaz.

Bu ülkede en hafifinden, dinin günlük hayata gereğinden fazla müdahale etme tehlikesi vardır ve bu tehlike artarak devam etmektedir. "Hayır, yoktur" diyen ya ayakta uyuyor ya da tarikatların, politikacıların bu ülke insanını ne şekilde yönlendirebileceğini göremiyor. Ayrıca çevrenin baskısını da hafife alarak okumuş cahil durumuna düşüyor.

Ne Malezya'sı, ne İran'ı, neden bahsediyoruz, biz dönüp kendi ülkemize bakalım.

Çok merak ediyorum, bu ülkelerin herhangi bir yerinde göz göre göre 37 kişi din adına yakılmış mı?

Cadı avına mı çıkıldı?

Ortaçağ Avrupa'sında mı yaşıyoruz?

Bir de ne zaman bunlardan bahsetseniz, yok Ergenekon Çetesi'nden, yok milliyetçi-militarist faşist yapılanmalardan sorguya çekiliyorsunuz. Bunlara karşı nasıl tavır aldığınız sorgulanıyor?

Siz kimsiniz?

Bu ne demektir?

Ayrıca ne alakası var?

Biz onları savunmuyoruz ki?

Türbana "hayır" diyen herkes faşist, militarist Ergenekoncu mu?

Bu nasıl bir çapsızlık?

Ama siz ne yapıyorsunuz? Bir baskıcı harekete karşı çıkarken diğer bir baskıcı hareketin önünü temizliyorsunuz!

Bu nasıl bir ikilem, bu nasıl bir özgürlükçülük?

***

Çok yeni bir haber, İran'da kızlar, "Türbana hayır, çarşafa evet" yürüyüşü yaptılar.

Darısı başımıza... O da bir özgürlük...

İşin esprisi bir tarafa, dikkat ediyorum, "İran olur muyuz, Malezya olur muyuz" tartışmaları arasında zihinler iyice bulandırılıyor, insanlar sorunun esasından koparılıyor.

Sorun, İran ya da Malezya olup olmama sorunu değil!

Belki İran ya da Malezya olmayız, ama bu gidişle ne oluruz, nasıl bir toplum haline geliriz?

Sorun, bu sorulara verilecek yanıtlarda...

Özgürlük mü?

Demokrasi mi?

Dinci basının ve okurlarının üslubuna bir bakın, ileride ne kadar nasiplenebileceğinize siz karar verin.

***

Yazımın başında en son örneğine yer verdiğim gibi, birçok bakan ve üst düzey devlet görevlisi ve hatta başbakan, dinsel bir gönderme yapmadan konuşamaz hale geldi.

Daha doğrusu artık böylesi tercih ediliyor, böylesi uygun görülüyor.

İşi ehline teslim etmek mi?

Merak etmeyin, edildi.


İzlenme: 1368

İlk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile ilgili olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren ve reklam amaçlı yorumlar yazmayın.
  • Yanlış güvenlik kodu girildiğinde 'Gönder'e basmadan önce yeni bir güvenlik kodu için sayfayı tazeleyin.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved



 
< Önceki   Sonraki >

 Portorama 2007 • Haber, Yorum, Etkinlik... • Joomla! İçerik Yönetim Sistemi ile hazırlanmıştır.
  fotorama