Ağ teknolojileri kültür ve sanat alemini de etkiliyor.
Kültür ve sanat dünyası, internet faktörünün etkili olduğu alanların başında geliyor. Kuşaklardır aşina olunan alışkanlıklar yavaş yavaş tarihe karışırken yeni kavramlar, yeni imkanlar değişim rüzgarları estiriyor.
Myspace.com, İnternetin müziği nasıl etkilediğinin somut bir örneği. Sitenin dünyanın bütün ülkelerine dağılmış kullanıcı sayısı 1 milyon 700 bini aşıyor. Bu kullanıcıların birçoğunu sanat ve müzikle profesyonel ya da amatörce ilgilenler meydana getiriyor. Bazıları myspace’in yardımıyla kısa zamanda ün kazanıyor.
MySpace, sosyal ağ olarak tanımlanan sitelerden. Site, interaktif ortamda, kullanıcı kontrolünde iletişime, arkadaşlıklar kurulabilmesine izin veriyor; kişisel profillerin oluşturulduğu, blogların yazıldığı sitede mevcut gruplara üye olunabiliyor ya da yeni arkadaşlık grupları kuruluyor. MySpace’in en önemli özelliği, görüntü, ses ve müzik dosyalarının barındırılmasına imkan tanıması. Bu özelliği, myspace’i gençler açısından cazip kılarken siteyi müzik dünyasının gelişimini etkileyen bir konuma ulaştırıyor. Eylül 2007 itibariyle kayıtlı kullanıcı sayısı 200 milyonu aşan Myspace’e her gün 200 bini aşkın yeni kullanıcı kaydoluyor.
Yüzbinlerce kullanıcı

Myspace kullanıcılarının bazıları kısa zamanda ün kazandı.
Myspace.com, İnternetin müziği nasıl etkilediğinin somut bir örneği. Sitenin dünyanın bütün ülkelerine dağılmış kullanıcı sayısı 1 milyon 700 bini aşıyor. Bu kullanıcıların birçoğunu sanat ve müzikle profesyonel ya da amatörce ilgilenler meydana getiriyor. Bazıları myspace’in yardımıyla kısa zamanda ün kazanıyor.
19 yaşındaki ladybird lakaplı Dominique, Myspace sayesinde ün yapan amatör müzisyenlerden. Yapımcıların ilgisini çeken Ladybird, ilk CD’sini piyasaya çıkarmaya hazırlanıyor. Ladybird, internetin birçok şeyi hızla değiştirdiğine inanıyor: “Bana göre bir taraftan internet her şey, aynı zamanda da hiçbir şey! Biraz komik bir durum: Sanal dünya zamanla gerçek hayatımı solladı. Eve gelip bilgisayarını açıyor, internete bağlanıp myspace’e giriyorsun. Tıpkı e-postalarını kontrol etmek ya da dişlerini fırçalamak gibi.”
MIT grubunun başarı sırrı
Myspace aracılığıyla kısa zamanda ün kazananlar arasında MIT grubu da yer alıyor. Grup, Almanya’nın Köln kentinde yaşayan Edi, Tamer ve Felix’den oluşuyor. Grubun sözcüsü Edi Marker, Japonya’dan İstanbul’a birçok ülkede sahne aldıklarını söylüyor: “Yaklaşık iki yıl önce başladık. Myspace’i biraz da zaruretten, ürettiğimiz müziği sergileyebileceğimiz bir platform olarak seçtik. Şimdi geriye dönüp baktığımda ilk zamanlarda işin bu boyutlara geleceğini tahmin etmemiştim doğrusu. Aslında bütün bir kuşak için bunun büyük bir olay haline gelebileceğini kimse öngöremedi.”
Myspace kullanıcısı Edi Marker'e göre, "MTV çağı artık geride kaldı."
MIT grubunun son çalışması “Was war es”, Türkçesiyle Neydi başlığını taşıyor. İlk şarkılarını evde, kendi çabalarıyla üreten grup bugün bir menajerin desteğinde, stüdyolarda profesyonel CD üretiyor. Grubun sözcüsü Edi Marker, ün kazanmalarına rağmen internete bakış açılarının değişmediğini kaydediyor: “Hemen her şey internete yöneliyor. Müzik ve görsel medya için de bu tesbit geçerli. MTV çağı artık geride kaldı. Belki bu anlamda kıyaslanabilecek bir tek radyo kaldı. Ancak o da internet üzerinden yayınlanabiliyor.”
”İnternet müzeciliği”
Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’da bulunan Yahudi Soykırımı Müzesi bünyesinde hazırlanan sanal sergi, İnternetin müzeciliğe etkisini ortaya koyuyor. Sergide, soykırımdan kurtulmayı başaran Yahudi çocukların dramı görüntü, grafik ve animasyonlarla aktarılıyor.
Dijital teknolojiler sanal sergilere imkan veriyor.
Müzenin basın sözcüsü Larry Swiader, 20 dakikalık bir video sunumunun yanı sıra çocukların biyografilerine de yer verildiğini kaydediyor: “Bazı şeyleri değiştirdik. Başlangıçta yüksek çözünürlüklü görüntü ve video dosyalarıyla metinleri iç içe sunmuştuk. Ancak daha sonra bunun iyi bir fikir olmadığına karar verdik. Kullanıcıların bir kısmı yalnızca metne yoğunlaşıyor. Görüntülerin yüklenmesini beklemeden konuyla ilgili metne ulaşmak ya da daha sonra okumak üzere çıkışını almak istiyor. Şimdi bunu ayırıyoruz. Metni okuyup kopyalamakla kalmıyor, günümüzde önem kazanan elektronik günlüklere de taşıyabiliyorsunuz. Ya da bütün teknolojik özellikleri birden kullanıyorsunuz.”
Larry Swiader, Washington Yahudi Soykırımı Müzesi’nde yaklaşık 9 yıl önce göreve başladı. “Sanal sergi sorumlusu” Swiader, görüntünün yanı sıra ses dosyalarının da önem taşıdığını kaydediyor. Şarkı sözlerinin çevirisine ilgili bağlantıya tıklamak suretiyle ulaşılıyor.
Sanal sergi içeriği
Sergi sorumlusu Swiader, sergi içeriğinin, müze kadrosu olarak görevli ve sadece internet üzerinde yoğunlaşan 6 personel tarafından hazırlandığını belirtiyor: “İleri seviyede bilgisayarlar ve hızlı internet bağlantılarını gözeterek içerik hazırlamamız gerektiğinin farkındayız. Diğer taraftan sanal sergi ziyaretçilerimizin yarısından fazlası Amerika Birleşik Devletleri dışından bağlanıyor. Dolayısıyla içeriğimizi hazırlarken her iki grubu da gözetiyoruz.”
Basın sözcüsü Larry Swiader, Washington Yahudi Soykırımı Müzesi bünyesinde hazırlanan sanal sergiyi sadece 2006 yılında 15 milyon kişinin ziyaret ettiğini kaydediyor: “Hiç tartışmasız daha az maddi kaynakla daha çok kişiye erişebiliyoruz. Ancak sanal sergimizin başarısında doğru müze seçiminin büyük rol oynadığını da kabul etmek gerekiyor.”
Hedef, milyonlarca kitabı dijitalleştirmek
Bulundurduğu 9 milyon ciltten fazla kitapla dünyanın sayılı kütüphaneleri arasında yer alan Bavyera Devlet Kütüphanesi de Google’un projesine destek veriyor.
Kitap dünyası, internet ile birlikte hızla değişiyor. Google’un “dijital kütüphane” projesi, bu değişimi ortaya koyan somut örneklerden. Google, şimdiye kadar yayımlanmış milyonlarca kitabı dijital ortama aktarmayı planlıyor. Bulundurduğu 9 milyon ciltten fazla kitapla dünyanın sayılı kütüphaneleri arasında yer alan Bavyera Devlet Kütüphanesi de Google’un projesine destek veriyor.
Kütüphanenin genel müdür vekili Klaus Ceynowa, projenin, kurumun uluslar arası saygınlığına katkıda bulunacağını belirtiyor: “Belli bir kesime seslenmiyoruz; öğrencisi ve bilim insanıyla eğitim ve araştırmayla ilgilenen herkesin kullanımına açığız. Bu anlamda interneti bizi kitapseverle buluşturan önemli bir mecra olarak değerlendiriyoruz.”
İnternet üzerinden okunabilir hale getirmek
Bavyera Devlet Kütüphanesi bünyesinde 10 yıl önce başlatılan dijitalleştirme çalışması devam ediyor.
Jens Redmer, Google Avrupa’nın yetkililerinden. Redmer, kitap projesinin, kitapları yalnızca internet üzerinden okunabilir hale getirmeyi hedeflemediğini kaydediyor: “Google Kitap Arama programı kitapların ya da kütüphanelerin yerini doldurmayı planlamıyor. Buradaki amaç, Google’da yapılan arama sonuçlarıyla kitaba ulaşımın kolaylaştırılması. Sadece, kitabın tamamının içeriği sunulmuyor; kitabı nereden bulabileceğiniz, nereden satın alabileceğiniz gibi bilgiler veriliyor.”
Dijitalleştirme oldukça pahalı bir işlem. 300 sayfalık bir kitabın elektronik ortama aktarılması, yaklaşık 40 Euro’ya mal oluyor. Bavyera Devlet Kütüphanesi genel müdür vekili Klaus Ceynowa, bunun bütçelerini zorladığını vurguluyor: “Öyle 30, 40 bin kitabın değil, bunun kat be kat fazlası sayıda kitabın dijital ortama aktarılmasından söz ediyoruz. Bunu devletin bize sağladığı bütçeden yapmaya kalksak 20, 30 hatta 40 yıl boyunca çalışmak zorunda kalırız. İnternet çağında bu kadar uzun süre beklemek elbette mümkün değil. Günümüzde çalışma, araştırma ve öğrenme sahasının giderek internet ortamına kaydığını da göz önünde tutmak zorundayız.”
Google’un projesi
Dijitalleştirme oldukça pahalı bir işlem.
300 sayfalık bir kitabın elektronik ortama aktarılması, yaklaşık 40 Euro’ya mal oluyor. Google, Bavyera Devlet Kütüphanesi’ndeki dijitalleştirme çalışmasını 5 yıl içinde tamamlamayı planlıyor. Kütüphanenin halkla ilişkiler müdürü Peter Schnitzlein, sistemin, yasalara göre sadece telif hakları dolan kitapların okunmasına izin vereceğini hatırlatıyor: “Şu anda Bavyera Devlet Kütüphanesi’nde bulunuyoruz, bu birimin Google’ın projesiyle ilgisi yok. Ancak bu birim, dijitalleşme süreci ve kullanılan cihaz ve ekipman hakkında size bir fikir verebilir.”
Aslında Bavyera Devlet Kütüphanesi bünyesinde 10 yıldır bir dijitalleştirme çalışması devam ediyor. Projeye, Alman Araştırma Cemiyeti tarafından maddi destek sağlanıyor.
Thomas Wolf-Klostermann, dijital kitap projesinin sorumlularından. Klostermann, çalışmanın, kitapların gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir işlev gördüğüne dikkat çekiyor: “Mini kitapçıklardan büyük haritalara kadar hemen her malzeme ve boyuttan kitabı işleyebiliyoruz. Eski, tarihi nitelikte basılı malzemenin dijitalleştirme çalışmasından mümkün olduğunca etkilenmemesi, zarar görmemesi için birtakım noktalar üzerinde özellikle duruluyor. Örneğin ışıklandırma ve mekanik yük gibi kitabı olumsuz etkileyebilecek dış etkenlere dikkat ediliyor.”
”İnsan bedeni ve elektronik medya”
Berlin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi öğretim görevlilerinden Profesör Joachim Sauter, bilgisayarın doğrudan eserin merkezinde yer aldığı aşamaya geçildiğine dikkat çekiyor.
Almanya’nın başkenti Berlin’de, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeyiz. Yaklaşık 30 kişilik bir öğrenci grubu, girişinde “Dijital Sınıf” levhası bulunan anfiyi boşaltıyor. Dersten çıkan öğrencilerden Markus Kison ile konuşuyoruz. 29 yaşındaki Markus Kison, 4 yıldır akademide görsel iletişim eğitimi aldığını belirtiyor: “Okul içinde dijital sınıf olarak biliniyoruz. Şu sıralar sömestr temamız olan ‘insan bedeni ve elektronik medya’ alanına yoğunlaştık. Az önce de yine projemle ilgili çalıştım.”
Berlin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi öğretim görevlilerinden Profesör Joachim Sauter, 1991 yılından beri akademi bünyesindeki “dijital sınıf” ile ilgileniyor. Prof. Sauter, dijital sanatın ilk dönemlerinde bilgisayarın bir nevi fırça işlevi gördüğünü, bilgisayar ortamında grafikler hazırlandığını, fotoğrafların manipüle edildiğini kaydediyor. Ancak daha sonra bilgisayarın doğrudan eserin merkezinde yer aldığı aşamaya geçildi.
Sanat eserinin odağına yerleşen bilgisayar
Prof. Sauter: “Sanat eserinin odağına bilgisayarın kendisinin yerleşmesi, aracın medya ortamına dönüşmesini sağladı. Bu süreçte bence nitelik açısından en önemli aşama, ağ teknolojisinin dahil edilmesidir. Bir başka ifadeyle söyleyecek olursak birden fazla bilgisayarın birbiriyle bağlantılandırılması ve karşılıklı veri değişiminin sağlanmasıdır.”
İnternet 90’lı yılların ortalarında çağdaş dijital sanatın örneklerinin sergilendiği bir alan oldu. Tesadüfi bağlantılara sahip görüntü ve metinler, soyut web siteleri, dijital kolajlar bu kapsamda gün ışığına çıktı. Temelde izinsiz, güvenlik engellerini aşarak başka siteleri ele geçirmeye dayanan hacker sanatı da yine bu yıllarda gelişti. Avusturya, Prix Ars Electronica adı verilen Internet Sanat Ödülü’nü 1987’den itibaren dağıtmaya başladı. Berlin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi öğretim görevlilerinden Profesör Joachim Sauter, bu ödüle 1992 ve 1997 olmak üzere iki kez layık görüldü. Prof. Sauter, dijital sanatın geçen yıllar içinde değişim yaşadığını belirtiyor: “Diğer alanlarda olduğu gibi başlangıçta dijital sanatta da deneme-yanılma evresi yaşandı. Bu alanın imkanları ve sınırları araştırıldı. Bu dönem günümüzde belki hala devam ediyor, ancak ilk yıllarda yenilikçi adımlar daha belirgindi.”
Dijital sanat-klasik sanat rekabeti
Günümüzde kamusal alanlara uzanan dijital sanattan bir örnek: Kaldırımlara yerleştirilen sensörler insanların adımlarıyla harekete geçiyor; kaldırımın paralelindeki havuzda yapay dalgalar oluşuyor.
Profesör Joachim Sauter, sayısız sanal deneyin ardından dijital sanatın klasik sanatın hangi alanlarına rakip olamayacağının ortaya çıktığını belirtiyor. “İnternet asla gerçek bir müzenin yerini dolduramayacak” diyen Sauter, dijital sanatta eğilimin bilgisayar ekranından kamuya açık alanlara yöneldiğini belirtiyor. Buna örnek olarak da Tokyo’da gerçekleştirdiği bir projeyi örnek veriyor. Burada bazı kaldırımlara yerleştirilen sensörler insanların adımlarıyla harekete geçiyor. Bir mekanizma kaldırımın yanı başında uzanan havuzda yapay dalgalar oluşturuyor.
Prof. Sauter’in bir öğrencisi bu sanat türünün kendisini heyecanlandırdığını kaydediyor: “İnteraktif sanatın birçok imkana zemin sağladığını düşünüyorum. Bilgisayar, insan faktörüyle harekete geçiyor. Gelecek açısından en çok bu alanı çok ilgi çekici buluyorum.”
Christina Bergmann, Julia Elvers-Guyot, Peter Hill
www.dw-world.de
İzlenme: 730
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved
|