4 Eylül 2010, Cumartesi,  
PortoramaNet
  
BaşSayfa arrow İçindekiler arrow Vicdan Çukuru arrow Facebook nedir, ne değildir? Olmasa ne yapardık?... Arkadaşlık ve Facebook üzerine...
Facebook nedir, ne değildir? Olmasa ne yapardık?... Arkadaşlık ve Facebook üzerine... Yazdır E-Posta
• Yiğit Ateş Yazaroğlu   
15 Ekim 2007, Pazartesi

45 Friends (Arkadaş), 63 Friends, 82 Friends, 123 Friends, 454 Friends...

Ohhh, Allah versin!.. Gözümüz yok ama, gerçekten doğru mu? Ya da mümkün mü?

***

Son iki haftadır yaşanan çılgınlığa bakılırsa uzun yıllarımızı çok önemli bir şeyden mahrum geçirmişiz. "Şey" diyorum, çünkü kullanım amacının ne olduğunu gerçekten çok iyi anlayabilmiş değilim.

"Ne demek ‘şey', yıllardır haber alamadığımız eşimizi dostumuzu buluyoruz, çocukluk arkadaşlarımıza rastlıyoruz, yıllardır göremediğimiz sevdiklerimizden haber alıyoruz, bu nasıl kötü niyetli bir yaklaşım"  benzeri itirazlar olacağına eminim.

Herkesin çok iyi niyetli olduğu bu dünyada, ben gerçekten kötü niyetli davrandığımı kabul ederek devam edeyim. Öncelikle aklıma takılan bir soruyu paylaşmak istiyorum:

Hangi yüzyılda yaşıyoruz?

Ben kendimi bildim bileli telefon var. Yaklaşık 10 yıldır cep telefonu ve e-posta denen iletişim araçlarını bizzat kullanıyorum, ki ilk kullanıcılarından da değilim... Bu çağda, "yıllardır görüşemiyor olmak" nasıl açıklanabilir? Bu, birkaç istisnası dışında kocaman bir yalan... Çocukluğumdan, yani 80'li yıllardan bu tarafa hiç kopmadan görüştüğüm arkadaşlarım var. Bunların arasında farklı şehirlerde ve hatta farklı ülkelerde yaşayanlar da var.

***

Günümüz arkadaşlıkları, dostlukları...

Ağzımızdan hiç düşürmediğimiz arkadaşlık ve dostluk kavramları gerçekte ne ifade ediyor bizlere? Arkadaşlıklarımızı, dostluklarımızı bu kavramların hakkını vererek yaşayabiliyor muyuz?

Bir şeyin adını çok açık koymak lazım: Büyük çoğunluğumuz arkadaşlıklarını da, marketten aldığı günlük ürünler gibi tüketti. Olası dostlukları bile çıkarcı yaklaşımları, bencillikleri ya da yüzeysel davranışları nedeni ile başlamadan yok etti. Fedakarlıktan ve içtenlikten yoksun, sadece günlük eğlence ve vakit paylaşımı üzerine kurduğu ilişkilerini dostluk diye tanımlayarak kavramların da içini boşalttı. Daha da kötüsü, buna kendisi de inandı. Bunun sonucunda birtakım kavramlar çok ciddi şekilde yıprandı, yozlaştı. Kavramların gerçek anlamları unutularak, günümüze uyarlanmış yeni tanımlarının gerçek ve doğru olduğu şeklinde bir yanılgı ortaya çıktı. Bu yanılgı yaygınlaştı ve sonuç: Birlikte maça ya da alış-verişe gitmeyi, birilerinin dedikodusunu yapmayı, bol bol gezip, yeyip içip kahkaha atmayı, birlikte bar, disko gezmeyi, erkekler arasında kız, kızlar arasında erkek muhabbeti yapmayı dostluk zanneden bir gençlik ortaya çıktı.

Güldüğünüz, güldürdüğünüz, eğlendirdiğiniz ya da çevrenizdekilere başka türlü çıkarlar sağladığınız oranda arkadaş sahibi olabildiğiniz veya sevildiğiniz, ancak herhangi bir dert ya da sıkıntı nedeniyle yüzünüzün az da olsa asıldığı ya da çevrenizdekilerin sizden somut bir çıkarının kalmadığı zamanlarda arkadaş sandığınız herkesin çevrenizden uzaklaştığı bir dönem bu... Ama yüzlerine ayna tutmadığınız sürece kimsenin kimseye küsmediği, birbirlerini hep bir kenarda (yedekte) bulundurduğu arkadaşlıklar dönemi... Altın kuralları var. Kimseyi eleştirmeyecek ve uyarmayacaksınız, birbirinizi sürekli övecek, yere göğe sığdıramayacaksınız.

Çocukluğumuzda, ilk gençlik ve gençlik yıllarımızda çeşitli gruplara girdik, gerçekten anlaşıp güzel dostluklar kurabildiğimiz insanlarla birlikte yılları devirip bu günlere geldik. Elbette bir kısmı da dönemsel arkadaşlıklar oldu ve zaman içinde yok olup gitti. Manevi olarak geride bıraktıklarımızın eksikliklerini hissetmedik. Çünkü hepimizin hayata bakışı değişti, okuduk, öğrendik, farklılaştık, ki bu farklılaşma halen devam ediyor, yaşı da yok... Mutlaka birinin diğerine bir kazık atması, bir kötülük yapması gerekmedi. Düşüncelerimiz, hassasiyetlerimiz farklılaştı, belki de paylaştıklarımızdan zevk alamaz olduk. Sonuç olarak, isteseydik görüşebilirdik, görüşmemeyi seçtik. En azından görüşmek için çaba sarfetmedik.

Şimdi, sanki çok görüşmek istemişiz de, elimizde olmayan sebeplerden görüşememişiz havasında sahte bir duygusallıkla "eski dostlar"ı (!) Facebook denen "şey"de arama telaşına düştük.

Dostluğun fedakarlık olduğunu asla öğrenememiş insanlar, sığ dostluk anlayışlarını tatmin için harika bir ortam buldular "şey"de... ya da arkadaş portföyü yapıyorlar kendilerine... Belli mi olur, ileride belki bir fayda sağlanır.

***

Facebook denen "şey"...

Birçok insanın muhalefet edeceğini bile bile gayet açık yazacağım:

Facebook denen "şey",

  • - Yukarıda belirttiğim türde itirazların içinde geçen "sevgi, arkadaş, dost, sevdiklerim" gibi kavramların sırıdır. Yakın zamanda sır dökülür, altında yatanın ne kadar temelsiz ve bayağı olduğu da ortaya çıkar.

  • - Gerçek dünya içerisinde istediği sosyal konuma sahip olamamış insanların "şey"de yer alan "arkadaşlar" bölümüne, bir çoğu ile hiçbir zaman görüşemeyecek olsa bile, o güne kadar tanıdığı herkesi ekleyerek "95 Friends" yazısını yazdırmak marifeti ile hayali bir sosyalleşme projesidir.

  • - Arkadaş, dost, kardeş kavramlarının bu kadar ucuzladığı bir dünyada, insanların onlarca arkadaşı veya dostu olduğunu zannetmelerine yol açarak kendilerini iyi hissetmelerine yarayan bir afyondur.

  • - Günümüz plaza insanının (bu bir insan tipidir, mutlaka plazada çalışıyor olması gerekmemektedir, okumuş şehir insanı kastedilmektedir) artık iyice su yüzeyine çıkmış olan yalnızlığını hafifletme aracı ve en son oyuncağıdır.

***

Tüketim toplumu ve değerler...

Hiç şüphem yok ki, uzun yılların çabası ile gerçekleştirilen ve doğadan tamamen kopmuş olan tüketim toplumu, ki bunun en önemli temsilcileri 80 sonrası nesillerdir, her şeyi tükettiği gibi eninde sonunda bu "şey"i de tüketip bir kenara bırakacaktır.

Ama bu çılgınlığın sebebi ne?

Bu yazıyı yazdığım sırada seyrettiğim bir reklamda, bir iş telefonu yüzünden, birbiri ile tanışma ve o mutlu aşkı yaşama fırsatını kaçıran genç bir kızdan ve erkekten bahsediliyordu. Söz konusu marka sunduğu çözümler ile o aşkı yaşama fırsatını sunacağını vaad ediyor.  Bir başka reklamda "sevinçlerin en sevinçlisini, en mutlu olduğumuz yerde, yani arabamızda kutluyoruz" diyordu bir otomobil markası... Sevgi, önemseme, önemsenme, aşk, dostluk, kardeşlik, yardımlaşma, heyecan, tutku, hatta vatan, millet gibi kavramlar artık markalarla birlikte sunuluyor. Evinize şu markanın bir ürününü aldığınız zaman eşinizi önemsemiş oluyorsunuz, bu markanın bir ürününü aldığınız zaman bir aşk yaşama fırsatını yakalıyorsunuz, başka markanın bir ürününü aldığınız zaman o ürün bütün mutluluklarınızı yaşadığınız bir yer halini alıyor.

Hayatlarımız ve birtakım değerler bu kadar basit yani... Bu değerleri ancak tükettikçe yüceltebiliyoruz.

Facebook da bu zihniyetin sanal ortamdaki tezahürü... En azından şu an ülkemizdeki uygulaması bu şekilde... Günümüzde, sevgi, önemseme, önemsenme, aşk, dostluk, kardeşlik, yardımlaşma, heyecan, tutku gibi kavramları, tükettikçe; arkadaşlık, dostluk, sosyal olma gibi kavramları da, Facebook'da yer alan rakamlarla hayata geçirebiliyoruz. Yarın bunun aracı Facebook olmayacak da başka bir şey olacak. Tüketim çağındayız, tüketilenin yerini mutlaka bir yenisi alacak.

Bunlar elbette sadece birer reklam (mı?), böyle onlarcası var. Zaten günümüzün masalları, reklamlar, magazin kahramanları ve çekirge sürüsü gibi üzerimize saldıran TV dizileri değil mi?

İşin önemsenmesi gereken tarafı, gerçek hayatın gittikçe sanal, tüketime yakın, insanlıktan, samimiyetten ve doğadan uzak bu merkeze yaklaştırılıyor olmasıdır. Reklam, masal, magazin, sanal arası bir hayat yaşayıp, deli gibi tüketip, doğayı tahrip edip toprağa karışıyoruz.

Max Horkheimer, ABD kültürünün egemen felsefesi olan pragmatizmi ve onun temelinde yatan pozitivizmi eleştirdiği, insanın doğa üzerindeki egemenliğinin tahripkâr boyutunu ortaya koymaya çalıştığı Akıl Tutulması adlı kitabında, "Sanat, arkadaşlık, ya da din gibi şeylerden söz eden bir sesin birkaç saniye sonra bir sabunun reklamını yaptığı işitilmektedir. Düzgün konuşmayla, müzik kültürüyle ya da ruhsal kurtuluşla ilgili broşürler, mide gazı ilaçlarının erdemlerini anlatan broşürlerden tanıdığımız bir üslupla yazılmaktadır." şeklinde yazdıktan sonra, "Göğe baktıktan sonra, babasına ‘Baba, ay neyin reklamı acaba?' diye soran çocuk, biçimsel akıl çağında insanla doğa ilişkisinin düştüğü durumun tipik bir göstergesidir. Bir yanda, doğa her türlü içsel değer ya da anlamdan arındırılmıştır. Öte yanda, insanın da varlığını sürdürmekten başka amacı kalmamıştır. Elinin değdiği her şeyi, bu amaca hizmet eden bir araca dönüştürmeye çalışmaktadır. Pragmatik ilişkilere sığmadığı sezilen her şeye kuşkuyla bakılmaktadır. Bir insan ya da bir düşünceyi sırf kendisi için sevmeleri, sırf kendisi için saygı göstermeleri istenildiğinde, insanlar hemen bir aşırı duygusallık kokusu almakta ve birinin kendilerine bir oyun oynadığını ya da bir şey satmaya çalıştığını düşünmektedirler." diye devam ediyor.

Bunlar, 1947 yılında tamamlanmış bir kitaptan alıntılar... Acaba bugün yaşasaydı pragmatizmin ulaştığı nokta, insanın doğa üzerindeki tahakkümü, sosyal ilişkiler, bireycilik ve birey üzerine neler yazardı?

***

Lafı fazla dolandırmadan soracağım:

Günümüz arkadaşlıklarının, dostluklarının ne kadarı gerçek, ne kadarı sahte? Maneviyata mı, yoksa maddiyatı mı dayalı?

Hayatını tüketim odaklı yaşayan insanların dostlukları ne kadar samimi olabilir?

Çevrenize dönüp baktığınızda, çıkar ilişkilerinin yarattığı sahte kahkahalardan, yersiz övgülerden ve vıcık vıcık dostluk (kankalık) gösterilerinden bol ne görüyorsunuz?

***

Facebook denen "şey"de insanlar ne arıyor?

Düşündüğümü söyleyeyim: Bir çoğu egosunu cilalamak, bir kısmı geçmiş yıllardaki ezikliğinden kurtulmak, "bakın, ben buralara geldim, böyle bir insan oldum" şeklinde kendini göstermek ve kabul ettirmek amacı ile, bir kısmı da tanıdıklarının son halini (evlilik, iş, çoluk çocuk, sosyal statü) öğrenebilmek merakıyla dolanıyor bu "şey"de...

Yoksa çok masum olduğunu mu düşünüyordunuz?

Saf mısınız?

5, 10 veya 15 yıl görüşme, aklına bile gelmesin, öldü mü kaldı mı umursama, sonra bu "şey" ortaya çıkınca bir telaşla aramak için ortaya düş! Buna inanmak fazla saflık değil mi?

Günümüz insanının sahte duygusallığının tecellisi...

Bir de son hafta yaşanan katılım patlaması... Tam bir sürü psikolojisi... Hani şu uçurumdan atlayan koyunun peşinden aşağı yuvarlanan yüzlerce koyun misali...

Ayrıca dikkatimi çeken bir diğer konu da herkesin ne kadar çok arkadaşı olduğu... Elliler, yüzler, üç yüzler, beş yüzler havada uçuyor. Tanıdığı her beş kişinin dördünün arkasından atıp tutmayı adet edinmiş insanlardan oluşan bir toplumda, herhangi bir bireyin bu kadar çok arkadaşa sahip olabilmesi için her gün sayısız insanla tanışıyor olması lazım!

Aldığım bir bilgiyi göre birtakım insanlar, "Bilmem kaç arkadaş sayısına ulaşmak istiyorum, birbirimizi karşılıklı olarak arkadaş listelerimize ekleyelim mi" şeklinde tekliflerde bulunuyorlarmış tanımadıkları insanlara... Başka söze gerek var mı?

Gerçek hayattaki ilişkilerini çıkar ve madde, kısacası fayda üzerine kurmuş, günlük küçük hesaplarının peşinde hiçleşmiş bir insan grubunun, bu "şey"de kuracağı dostluk, arkadaşlık ortamından ne olabilir? Hiçbir şey olmaz!

"E canım, hiçbir şey olmaz! Bakıyoruz işte, geçmişte tanıdıklarımızın halini görüp, haber alıyoruz. İlla bir şey mi olması lazım? Bakıyoruz, konuşuyoruz işte öylesine..."

Ben de tam bunu söylüyorum zaten, öylesine...

Çağımıza uygun bir şekilde...

Yaşantılarımız gibi...

Sorgulamadan, düşünmeden, emek harcamadan...

Öylesine...


İzlenme: 1797

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. Yazan facebookçu 11-10-2008 03:15 - Misafir
 
 
yorum1
gerçekten haklısınız...
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile ilgili olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren ve reklam amaçlı yorumlar yazmayın.
  • Yanlış güvenlik kodu girildiğinde 'Gönder'e basmadan önce yeni bir güvenlik kodu için sayfayı tazeleyin.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved



 
< Önceki   Sonraki >
 Portorama 2007 • Haber, Yorum, Etkinlik... • Joomla! İçerik Yönetim Sistemi ile hazırlanmıştır.
  fotorama