Büyük üstad Hasan Cemal biraz sinirlenmiş olacak ki, 26.09.2007 tarihli yazısında işi tehdit boyutuna taşımış artık... Kendisine sorsanız "uyarı" diye niteleyeceğine de eminim.
"Dikkat edin!" diye bitiriyor yazısını...
Neye dikkat ediyoruz?
"Eğer siz, özenle davranmazsanız, ‘mıntıka temizlikçileri'nin dümen suyuna kapılırsınız.
Dikkat edin!" diyor.
Yani biz, özenle davranmazsak, ‘mıntıka temizlikçileri'nin dümen suyuna kapılırmışız!
"Özenle davranmak" ile kastedilen ne?
Anladığım kadarı ile, hükümet her ne yaparsa yapsın "gık" dememek, olanca ağırlığıyla ortada duran dinci tehdidi görmezden gelmek ve benzerleri...
Bunları yapanların demokrat sıfatıyla ödüllendirilmesi ve yapmayanların da darbecilikle itham edilmesi artık kabak tadı veren bir hâl aldı! Liberal takımına seslenmek istiyorum, "Bunları aklı başında kimse yemiyor artık, çabanız boşuna"...
***
Dümen suyu konusuna gelince... Büyük üstad Hasan Cemal, başkalarının dümen suyu ile ilgili olarak ileri geri konuşmak konusunda çok rahat davranırken, kendisinin, bırakınız kapılmayı, içine daldığı sular hakkında hiçbir şey söylemiyor. Bir açıklasa da hepimiz rahat etsek...
"Siz kimin dümen suyuna kapıldınız?" Hasan Bey diye sorsak, alacağımız cevabı tahmin edebiliyorum:
"Ben demokrasinin, insan haklarının dümen suyundayım!"
Memnun oldum, ben de...
Tamam da, ben de aynı şeyi iddia ediyorum. Bu durumda kim haklı şimdi?
Bunu anlayabilmek için, bugün, ağzından demokrasiyi, insan haklarını, kardeşliği, uzlaşmayı düşürmeyenlerin sicillerine bir göz atmak lazım...
Bunun anlaşılabilmesi için burnumuzun dibindeki Irak İşgali'ni ve işgalin ilk günlerinde T.B.M.M.'de oya sunulan tezkereleri hatırlamamız yeterli olabilir. Elbette, işgalin öncesinde ve sonrasında ve tezkere tartışmaları sırasında liberallerimizin takındıkları tavırları!
Bugün, demokrasiyi, insan haklarını, barışı, uzlaşmayı dillerinden düşürmeyenlerin, o zamanlar bu savaşa bir şekilde müdahil olmamız konusunda nasıl yırtındıklarını hatırlayın!
BOP'ların, BİP'lerin peşinde nasıl koşturduklarını...
Bu işgale katılmamamız durumunda, gelişmelerin ve karar mekanizmalarının dışında kalarak ekonomimizin bu işten büyük zararla çıkacağını nasıl bağırdıklarını... Hatırlayın...
Amerika ile ilişkilerin bir daha asla tamir edilemeyecek şekilde bozulacağını nasıl haykırdıklarını...
Bugün Irak'ta gelinen nokta ortada, on binlerce insan katledildi. Irak harap, ülkenin toparlanması yıllar belki de on yıllar alacak... Bölünmüş, parçalanmış bir ülke artık Irak, sonu da meçhul...
Bir masumun ölümünde bile yüreğimizin acıması gerekirken, binlercesinin katledilmesini, felaketini reel politiklerle, ekonomiyle, Türk - Amerikan ilişkileriyle, kırmızı çizgilerle, petrolle, piyasayla açıklamaya çalışıp, bu fiili duruma iştirak etmeyi önermek hangi insanlık, hangi demokratlık, hangi insan hakları anlayışı ile açıklanabilir? Bu nasıl bir aldatmaca, en azından ne yaman bir çelişkidir!
Diğer tarafından bakarsak, işgalin başlarında, "çok kötü olur", "felaket olur" dediğiniz ekonomi hakkında son 4 yıldır düzdüğünüz methiyelere ne demeli? Hiç mi sıkılmaz insan?
Peki ya, "tamiri asla mümkün olmayacak şekilde bozulur" dediğiniz Türk - Amerikan ilişkileri, ne oldu? Bitti mi? Geçtiğimiz günlerde hükümete, Başbakan'a, Cumhurbaşkanı'na övgü dolu sözler söyleyen, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üç numaralı ismi Nicholas Burns değil miydi?
Burns'ün sözlerinden alıntılar yapalım.
***
"Türkiye'ye ihtiyacımız var, ilişkilerde yeni dönem başlıyor."
"Türkiye, Orta Doğu'daki olayları daha derin bir şekilde anlamamıza yardım edebilir. Biz iyi dinliyoruz. Ancak Türk yetkililerinin, dünyanın bu bölgesindeki stratejik zorluklara cevap verilmesinde katılımcı olmasına ihtiyacımız var."
Yazarın sorusu: Pardon, ABD Ortadoğu'yu anlayamamış, şimdi bize mi soruyor? Katılımcı olmakla ne kastediliyor?
Yazarın merakı: Bu katılım davetine ilk olarak kimler icabet edecek acaba?
"ABD'nin Irak'taki tutumu yüzünden Türkiye'de Amerikan karşıtlığı arttı, buna karşın ilişkilerde tezkere döneminin ardından yaşanan sıkıntıların artık geride kaldığı inancı hem Ankara hem de Washington'da kuvvetlendi."
Yazarın notu: Haberimiz yok ama, güçlenmiş demek ki... durmak yok!
"Ziyaretim sırasında, ilişkilerdeki merkezi unsurların yeniden ortaya çıkarılmasını vurgulayacağım."
"Türkiye, bizim Geniş Orta Doğu'daki çıkarlarımız için kritik önemde..."
"Türkiye'nin "tarihi" seçimleri (ilgilinin kendi nitelemesi, neden "tarihi", düşünmek lazım) tamamlandı ve bu seçimlerle Türk demokrasisinin ne kadar güçlü olduğu sergilendi. Türkiye, Müslüman dünyasındaki en etkili demokrasi..."
"Seçim sonuçları belirleyici..."
Yazarın tıkandığı yer: Seçim sonuçlarının belirleyici olduğuna işaret ediyor, ama ne için belirleyici, onu işaret etmiyor! Aynen devam...
"Türkiye şimdi içeride yenilenme ve büyüme dönemine girdi, dış politikada daha büyük sorumluluklar üstleneceği bir dönem başladı."
Yazarın korkusu: Ne sorumluluğu?!
VE BOMBA!!!
"ABD, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile mükemmel ilişkilerin devam etmesini bekliyor."
Yazarın mutluluğu: MÜKEMMEL İLİŞKİLER!!!
Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan için: "Güvenilir isimler. Bize verdikleri sözleri tuttular. Daima ABD'nin iyi müttefikleri oldular. Bu ilişkileri geliştirmek için çok çalıştık."
Yazarın coşkusu: GÜVENİLİR İSİMLER, İYİ MÜTTEFİKLER!!!
"Abdullah Gül'ün, ülkemizin bir dostu olarak Cumhurbaşkanı seçilmesini çok büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz"
Yazarın manevi anlamda doruğa ulaştığı an: ABD'NİN BİR DOSTU!
"Türkiye bölgesel liderlik rolünü üstlenebilir."
Dünyanın gerçeği: AYNI TERANELER!
"Avrupa da sosyal ve dini problemlerle uğraşırken, hoşgörü ve bir arada yaşamayla ilgili Türkiye'den bazı şeyler öğrenebilir."
Yazarın şaşırdığı, "bu kadar da olur mu" dediği, afalladığı nokta: Ben bu son cümleyle ilgili açıklama istiyorum, tam olarak anlayamadım?
***
Ne olmuş Türk - Amerikan ilişkileri? Anlaşıldığı kadarı ile bitmemiş... Hatta ben, oldukça güçlü gördüm.
Yoksa liberallerimizin işgalin başlarındaki çığlıkları sadece bir tehditten mi ibaretti?! Amerikan dış politikasının, ABD çıkarları gerektirdiği sürece dünya üzerindeki tüm devletler ile (sözde) iyi ilişkiler yürütmek ve hatta duruma göre bu ilişkileri geliştirmek şeklinde sürdürüldüğünü bilmemek olanaksız ya da kör cehalet! ABD'nin, sadece bizimle değil, tüm ülkelerle ilişkilerinde inişler, çıkışlar, tehditler, yersiz övgüler, gereksiz yermeler bulunduğunu aklı başında herkes bilir. ABD çıkarları söz konusu olduğu sürece hiçbir devleti defterinden silmez. Sildiğini, gerek görürse yeniden yazar. Burns'ün sözleri bunu bir defa daha kanıtlamıştır.
Belli kimselerin bunun aksine hezeyanları sadece tehdit ve yönlendirme amaçlıdır.
***
Sonuç olarak, siz dikkat edin Sayın Cemal! Bu ülkeyi nereye götürdüğünüze, nelere yol açtığınıza!
Bir taraftan Irak'taki kanlı işgal ve vahşet üzerine piyasacı, reel politikçi, BOP'çu bir yapı inşa etmeye çabalayıp, diğer taraftan demokrasi ve insan hakları gibi kavramları ağzından düşürmeyenler dikkat etsin!
Siz dikkat edin!
Bir de, Özdemir İnce'nin listesini hazırladığı, Cengiz Çandar'ın da bu listeden bir futbol takımı kurarak, kendisini onurlu bir şekilde bu takımın "Roberto Carlos"u ilan ettiği tartışma var.
O listeye bir göz atınca aklımdan şu geçti:
Bu ülkede daha ne Romariolar, ne Bebetolar, ne Peleler var!.. Hepsi kıvrak, hepsi yumuşak vuruyor! Kimi zaman da sert!
İzlenme: 487
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved
|