|
|
Bu çalışma, 1985 yılında, Prof. Ümit Serdaroğlu'nun yönetimindeki Assos kazısı kapsamında, Behramkale köyü'nde, arkadaşım Mimar Bahar Gökpar ile birlikte yürüttüğümüz çalışmaların, Tasarım Dergisi'nde yayınlanmak üzere hazırlanmış özetidir. 1985 yıllarında, sadece konu ile yakından ilgilenenlerin bildiği Assos / Behramkale, bu gün oldukça popüler bir yer oldu. Çalışmayı, bugüne aktarmak için tekrar ele aldığımda, bütün amatörlüğü ve aksaklıklarına rağmen, hiç değiştirmeden yayınlamaya karar verdim. Yıpranmış görseller de, zamanın bütün olumsuz etkilerini üzerlerinde taşıyorlar. Bütün bunlara rağmen, bu çalışmanın, 1985 yılının Assos / Behramkale'sini anlatması bakımından anlamlı olduğunu düşünüyorum.
O günlerde, bu çalışmanın, dergide yayınlanması için beni yüreklendiren, sevgili eşim Metin Karahan'a bir kez daha teşekkürler.
Esra Karahan
|
Behramkale; Çanakkale Ayvacık'a bağlı bir köy. Çanakkale-İzmir karayolu üzerindeki Ayvacık kasabasına varıp oradan Assos-Behramkale yönüne dönüyorsunuz. Gittikçe sertleşen virajlardan sonra, eski adı Satnioeis olan Tuzla Çayı ile Ege Denizi arasında çevreye hakim kayalık bir tepe üzerinde kurulmuş Assos antik kenti ve antik kent surları içine yerleşmiş Behramkale köyü ile buluşuyorsunuz.
|

Büyütmek için resme tıklayın...
|
Assos antik şehri yüzünü Ege'ye dönerken, Behramkale Köyü Tuzlu Çayı'nın suladığı vadiye bakmayı seçmiş. Köy, Hellen dünyasının en sağlam olarak ayakta kalmış sur duvarları içine yerleşmiş. Seksenli yıllarda köy sit alanının içinde kalıp yapılanma yasağı başlayınca, sur dışında yeni bir mahalle oluşturulmuş.
Assos antik şehrinin Lesbos (Midilli) Adası'ndaki Methymna kenti sakinleri tarafından MÖ 6.yy.'da kurulduğu biliniyor. Bu güzel kent, tarihi gelişim sırasıyla; Lydia, Pers, Atina Birliği, Banker Euboulos, Bergama-Roma Krallığı ve Bizanslıların yönetimi altına girmiş. 1330 yılında da Karesi Beyliği'ne katılmış.
Akropolü Çevreleyen uzunluğu 3 kilometreyi bulan özenli işçiliği ile dikkat çeken surlarıyla, her biri ayrı bir biçimde yapılmış sur kapılarıyla, akropolün en yüksek düzlüğündeki Athena Tapınağı'yla, agorası, gymnasion'u, bouleuterionu, tiyatrosu ve stoalarıyla göz alıcı bir antik kent Assos.
1881-83 yılları arasında J.T.Clarke ve F.H. Bacon başkanlıklarındaki bir Amerikalı heyet Assos antik kentinde kazı ve araştırmalar yapıp bir de kitap yayınlamışlar. 1982 yılında Prof. Ümit Serdaroğlu başkanlığında tekrar başlanan kazı ve restorasyon çalışmaları günümüzde de sürmektedir.
Assos ile Midilli Adası, tarih boyunca, coğrafi konumları gereği, hem ekonomik hem de sosyal anlamda karşılıklı yoğun ilişkiler içinde yaşamışlar. Ta ki 1.Dünya Savaşı'na dek. Rasim Dinçer, köy kahvesinde bizlere birer çay ısmarlayıp, başlıyor "eskilerden" anlatmaya. "Cihan harbinden önce köy halkı çiftçilik ve hayvancılık yapardı. Bu yanda iyi zeytin olmazdı. Köyden bazı ailelerin Midilli'de zeytin bahçeleri vardı. Köylü zanaat ile uğraşmazdı. Gömlekler, ayakkabılar Midilli'den gelir kasım ayından kasım ayına vadeyle satılırdı".
Sonra 1. Dünya Savaşı; sınırların değişmesi, dostun dosta düşman oluşu. Bahriye Teyze, Midilli'den aldığı taş aynaya hala öfke duyuyor. Evinin yanmasına yol açan yıldırımın bu taş ayna yüzünden düştüğünü söylüyor. Biz gülümseyince, "siz daha cahalsınız, bilmezsiniz" deyip Kurtuluş Savaşı sırasında "gavur malı göynek" giyen çavuşun kolundan yara aldığı gömleği çıkarıp atıp, bir daha da gavur malı giymeyerek en zorlu çatışmalardan bile yara almadan çıktığını bir çırpıda anlatıveriyor.
Behramkale Köyü, 1. Dünya Savaşı sonrası içine dönük, kendi yağıyla kavrulan bir düzen içinde yaşayagelmiş.
TOPLUMSAL YAPI
Köyde; zeytincilik yapılıyor, kendilerine yetecek kadar sebze-meyve ekiliyor, hayvan besleniyor. Bu kadar yakın olmalarına karşın sosyal ve ticari anlamda deniz ile hiçbir bağları yok. Öyle ki koskoca köyde sadece iki aile balıkçılık yapıyor. Seksen yaşındaki Ayşe Teyze'nin bahçesinde oturmuş sohbet ederken bize kıyıyı soruyor. Hayatı boyunca bir kez olsun deniz kıyısına inmemiş olduğunu öğrenince şaşırıyoruz.
Kadınların kıyıya inmesi ayıp sayılıyor. "Ayıplar" bu kadarla da kalmıyor, iki ayrı kahvenin, PTT görevini de üstlenmiş bakkalın ve caminin çevrelediği köy meydanına inmeleri de ayıp.
Kadın kısmısı hele gelinlik çağda olanları, ortalarda fazla dolaşmayacak, sokaklarda erkeklerle karşılaştıklarında yolunu değiştirecek. Kızlar gelinlik çağa geldiklerinde "ehram" giyiyorlar. Ehram, siyah kumaştan yapılmış bir çeşit pardesü. Sokağa çıkarken mutlaka giyilmesi gereken bir giysi bu. Düğünler, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı yapılıyor. Bütün köyün davetli olduğu kadın düğünleri, boş duran genişçe bir bahçede yapılıyor. Üç gün boyunca öğleyin başlayıp akşamüstüne dek sürüyor. Düğün boyunca tef, darbuka ve kadın seslerinden oluşan müzik eşliğinde ayakların yere ritmik hareketlerle vurulup, eşlerin karşılıklı yer değiştirip dönmesiyle ve bu arada parmakların şıklatılmasıyla bir tür çiftetelli oynanıyor. Bu arada bahçenin çevresindeki evlerin damlarında köyün evlenecek yaştaki tüm delikanlılarını görmek mümkün. Arazinin eğimi, damların düz oluşu, bu kez kız görmeye, seçmeye yarıyor. Evlilikten söz edildiğinde, hemen "ev ev üstüne kurulmaz" deniyor. Yeni evlilerin mutlak ayrı bir evleri oluyor. "Bir ebe bir dedeyiz büyük ev bizim neyimize?" deyip kendi evlerini yeni evlilere bırakıyorlar. Ya da güçleri yetiyorsa daha "yavuzunu" yapıyorlar. Birden fazla oğul varsa evin planı da uygunsa; ev ortadan ikiye bahçesiyle birlikte bölünüyor. Bir de ayrı "pasaklar" (merdiven) eklediler mi iki ayrı ev oluveriyor. Aile genişleyip "dadalar" çoğaldığında duvarda bir kapı boşluğu açılıveriyor. Ta ki evin oğlu evlenecek yaşa gelene dek. Mekan kulanımına son derece rasyonel bir yaklaşım. Köylü çok sayıda çocuk istemiyor. Çocuk sayısı üçü aşmıyor. Hele ilki oğlan olmuşsa "çok dada neyimize?"
Köyde yaşlısından gencine okuma yazma bilmeyen yok. Buna rağmen kız çocukları ilkokuldan sonra okutulmuyor. Okutulmamalarının nedeni, hem ekonomik hem de yaygın toplumsal görüş. "Kız kısmışı okuyup da ne olacak?"
YAPIM YÖNTEMİ
|
|
Rasim Dinçer anlatıyor. "Cihan Harbi öncesi köye taş ustaları gelir kasım ayından kasım ayına bir yıl vadeyle ev yaparlardı. Köyün altı hep taşlıktır, o taşları kullanırlardı. Paraları zamanında ödenmezse yaptıkları evin kapısının önüne oturur, ateş yakarlardı. Arnavutlara ateş yaktırmış olmak büyük ayıptı. Ev sahibi bu ayıba düşmemek için parayı ne yapar ne eder öderdi. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Arnavut ustalar köye gelmez oldular" Rasim Dinçer'in dediği gibi nereye elinizi atsanız taş ile buluşuyorsunuz. Taş ustaları ellerinin altındaki taşlardan farklılarına ihtiyaç duyduklarında, keski ile çekiçlerini yanlarına alıp çevrede dolaşmaya çıkıyorlar. Köy kayalıklarla çevrelenmiş. Üstelik bu kayalar son derece kolay işlenebiliyor. Usta işine yarayacak taşı gözüne kestirdiğinde, kabaca kesip traktöre yüklüyor. Ustaların ellerinde bu taş parçalan son derece basit el aletleri ile, lento, merdiven baskıcı söve ya da ocak oluveriyor. Yörede çok iyi taş ustaları var.Turizmin ivme kazanmasıyla çevrede artan bina taleplerini karşılamak için soluksuz çalışıyorlar. Taş sıvanmadan doğal haliyle kullanılıyor. Behramkale Köyü'nün sokaklarında yürüyorsunuz. Yürüdüğünüz yol taş kaplı. Taş; yoldan kalkıp bahçe duvarı oluyor, sonra bakıyorsunuz bahçe içinde döşeme olmuş, ocak olmuş, çeşme olmuş, derken evin duvarına kurulmuş.
Sur içi yerleşmenin zemini kayalık olduğu için temel yerinin temizlenip 20 ila 30 cm. kadar kazılması yeterli oluyor. Ahır ya da depo olarak kullanılan zemin kat, 70 ile 100 cm. arasında değişen kalınlıklarda taş malzeme ile duvarları örülüyor. 1. Kat seviyesine gelindiğinde taş örgüsünde diş yapılıp duvar örgüsü 50 ile 70 cm'e düşürülüyor. Poyrazın estiği yöndeki duvarlar genellikle diğer duvarlardan daha kalın tutuluyor. 1. Kat seviyesinde yapılan dişlere ana taşıyıcı kiriş konuyor. Mekanın ortasına da ana kirişi taşıyan dikme (evinin direği) yerleştiriliyor. Ana kirişin üzerine mertekler dizilip üzerleri taban tahtası ile kaplanıyor. Binalarda kullanılan tüm ahşaplar Kaz Dağı'ndan getiriliyor. 1. Katta yani yaşam katında mekanın ortasına dikme konulup kiriş ve mertekler yardımıyla düz toprak damın taşınması sağlanıyor. 1950'li yıllardan sonra evlerin ortasındaki taşıyıcı dikmeler ve düz toprak damlar kullanılmıyor. Eğimli çatılar ve kiremit çatı örtüsü tercih edilmeye başlanmış.
PLAN TİPLERİ
155 hanelik sur içi yerleşmesindeki evlerin tek tek gezilip incelenmesinden sonra ev planlarını üç ana başlık altında toplayabileceğimizi gördük.
1. Çekirdek plan tipi
2. Ön sofalı plan tipi
3. Orta sofalı plan tipi
•Tek katlı
•İki katlı
ÇEKiRDEK PLAN TİPİ
Çekirdek plan tipi, ahır ya da depo olarak kullanılan bir zemin kat ve dıştan merdivenle ulaşılan bir yaşam katından oluşur. Saptayabildiğimiz en eski plan şemasına sahip olan bu evler sınıflandırmamızda yer alan diğer konut tiplerinin de çekirdeğini oluşturuyor. Bu tek göz evin planı, kare ya da kareye yakındır. (İçten içe 4x4 - 4,5x5 - 4x5) Mekanın ortasında ana kirişi taşıyan ahşap dikme yer alır.
Bu tek odada her biri ayrı fonksiyonlar yüklenmiş, özelleşmiş duvarlar görüyoruz. Bir duvar dolap duvarıyken karşısındaki duvar ocak ve mutfak duvarıdır. Geri kalan duvarları ise yörede maket adı verilen sedir çevreler. Dolabın bir bölümünde yunmalık yer aIır. Tuvalet (ayakyolu) her zaman evin dışındadır. Çekirdek plan tipinin ikili kullanıldığı örneklere de sıkça rastlıyoruz.
Bu bir araya gelişlerde aynı zamanda kolay bölünebilirlik söz konusudur. Bahçeye örülen bir duvar ve bir merdiven ekiyle iki farklı ailenin kullanımına hazır duruma gelir.
Yüksek bahçe duvarları ev halini yabancı gözlerden saklıyor. Biraz da iklimin getirdiği kolaylıklarla günlük yaşamın büyük bir bölümü bahçelerde geçiyor. Sokaktan bir büyük kapıyla önce bahçeye giriliyor. Sırtını bahçe duvarına yaslamış fırın, gölgesinde iş yapılan sohbet edilen asma, yörede "yer odası" denilen bahçeden düz ayak girilen tek katlı hacim ve tuvalet (ayakyolu) bahçenin vazgeçilmez öğeleri.
Yer odası; zaman içinde ihtiyaçlar değiştikçe görev değiştiren tek göz oda. Kimi zaman mutfak, yemek yenilen yer, "takunu tukunu, yağını tuzunu" koydukları depo; kimi zamanda köyde "pasak" denilen merdivenden kurtulmak için yaşlıların tercih ettiği tek göz ev oluveriyor.
Tuvaletin her zaman evin dışında bahçede yer aldığını söylemiştik. Kimi zamanda bahçe duvarı sokağa doğru ötelenerek tuvalet oluveriyor ki, bu da sokağa değişik perspektifler kazandırıyor.
Bazı Örnekler
ÖN SOFALI PLAN TİPİ
 Bu tür evler ÇEKiRDEK plan tipinin ön kısmına bir sofa takılmasıyla oluşmuştur. Ocak ve buna bağlı olarak pişirme, yemek yeme ve oturma eylemleri ön sofada yerini buluyor. Zemin kat çekirdek planlı konut tiplerinde olduğu gibi ahır ya da depo olarak kullanılıyor.
Ön sofalı plan tipinin ikili kullanıldığı örneklere rastlıyoruz. Evin oğlu evlenme yaşına geldiğinde sofaya örülen bir duvarla iki ayrı bağımsız konut haline geliyor. Ön sofalı plan tipinin ikili kullanıldığı örneklerin bazılarında her zaman dışarıda yer alan merdivenin ön sofada yer aldığını da gördük.
ORTA SOFALI PLAN TİPİ
Bu kez sofa, iki çekirdek modülün arasında yerini almış. Köylü bu evi "iki oda bir salon" şeklinde tanımlıyor. Bu plan biçiminde, yaşam mekanlarında ahşap direğini ve odalardan en az birinde ocaklığını koruyor. Sofaya girişin tam karşısındaki duvarda ya bir ocak ya da bir pencere bulunuyor. Tek kattan oluşan bu taş evler 1950 öncesi tarihlerini taşıyor.
İKİ KATLI ORTA SOFALI PLAN TİPİ
1950'lerden 1970'li yıllara kadar bu plan tipine sıkça rastlıyoruz. Merdiven evin içine çekilerek sofada yerini almış. Zemin kattaki hacimler ahır ya da depo olmak yerine yaşam mekanları olarak kullanılıyor. Bu plan tipinin köylü dilindeki tanımı ise " 4 oda, 2 salon" Ahşap dikmeye artık rastlanmıyor.
SON SÖZ
Assos-Behramkale; zengin tarihi geçmişiyle, etkileyici doğal yapısıyla, gittikçe artan ivme ile ilgi topluyor. Köyün sur içinde kalan bölümüne koruma amaçlı yapılanma yasağı konmuş. Ancak mevcut binalar onarılabiliyor. Binalar büyük bir hızla el değiştiriyor. Yeni sahipleri binaları onarıp ya pansiyonculuk yapıyorlar ya da ikinci konut olarak kullanıyorlar. Onarımlarda yöredeki taş malzeme ve yerel ustalar kullanıldığı için, köyün genel dokusu bozulmuyor. Bununla birlikte ikinci konut olarak kullanılan binaların sayısının artması, bizleri düşündürüyor. Yılın ancak belirli aylarında kullanılacak bu binalar geri kalan zamanlarda bahçe kapılarında asma kilitleriyle Behramkale'yi ıssızlaştıracak mı?
Köy için konulan yapılanma yasakları kıyı için de geçerli. Kıyıda yapılanma yasaklarının işlemesine biraz da doğa yardım ediyor. Dik yamaçlar, deniz ile arasına kimseleri sokmuyor. Böyle olunca kıyıda yapılanacak alanlar son derece kısıtlı kalıyor. Kıyıdaki mevcut binalar, onarılıp turizme dönük kullanılmaya başlanmış. Turizm hareketinin bina yükünü hemen yakındaki Kadırga Koyu yükleniyor.
Behramkale, Assos antik şehrinin taşlarından inşa edilmiş. Köy içinde dolaşırken sık sık devşirme malzemelerle karşılaşıyorsunuz.14. Yüzyılda I. Murat Devri'nde yapılmış, ortaçağ kulesinin önündeki caminin giriş kapısında da karşılaşıyorsunuz, Cumhuriyet sonrası yapılmış köy kahvesinin köşesinde de. Aradan geçen yaklaşık 6 yüzyıllık zamana rağmen ortak duyarlılıklarını hemen hissediyorsunuz. Devşirme malzemeler Behramkale'de her zaman yapılara özenle yerleştirilmişler. Bu parçalar yapılarla birlikte yaşama katılıyorlar.
Kazı evinde bir akşamüstü. Yoğun geçen günün yorgunluğu sohbet edilerek, çay içilerek atılıyor. Bir yandan da günlük çalışmalar değerlendiriliyor. Kazının konservatörü Işık, elinde yeni tamamladığı gözyaşı şişesi yanımıza geliyor; Prof. Ümit Bey'e gösteriyor. Halen nekropolde süren kazı çalışmaları sırasında çıkan bir yığın irili ufaklı parça sandıklara konup İşık'ın önüne konuluyor. Işık bütün bu parçaları teker teker temizleyip, ilişkili olanları ayırıp, birleştiriyor. Gözyaşı şişeleri, vazolar, yağlıklar büyük bir sabırla şekilleniyorlar. Tamamlanan eserler her kazı dönemi sonunda Çanakkale Müzesi'ne gönderiliyor. Prof. Ümit Bey'den Assos Tapınağı'nın kabartmalarının Paris, Boston ve İstanbul Arkeoloji müzelerinde sergilendiğini öğreniyoruz. Bütün bu eserlerin doğal ortamından soyutlanmış sergilendiğini duymak bizi üzüyor. Kimbilir belki de birgün Assos-Behramka-le'ye ait eserler doğal ortamında sergilenebilir. Bunu düşlemek bile güzel...
İzlenme: 3203
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |