8 Ocak 2009, Perşembe,  
PortoramaNet
  
BaşSayfa arrow İçindekiler arrow Sol Anahtarı arrow 68'liler: MESUTLARI ÇOK AZ BİR MAHALLENİN ÇOCUKLARI
68'liler: MESUTLARI ÇOK AZ BİR MAHALLENİN ÇOCUKLARI Yazdır E-Posta
• Onur Behramoğlu   
07 Eylül 2007, Cuma

şimdi hangi kitaptan / öğreneceksiniz onu
gelmiyorsa bazı şeyler / çocukluktan geçerek


Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar : Anadolu bilgeliği... Oysa neredeyse bir dönemin ruhunu duyumsamak için okuduğumuz şiirinde bugün de ölmedim anne der şair. Yıl 1979. Daha evvel, Evet, İsyan’dan Amentü’ye savruluşu yaşayıp, “Tarih önünde hesap verme duygusu köklü, aslî, gerçek olamazdı. Her şeyi gören, bilen, kendimizi kandırsak bile O’nu kandıramayacağımızı kavradığımız Allah önünde işlerimizi gördüğümüzü hesaba katmaktan daha sağlam bir yol tutamazdık.” diyenin yanında, aynı zaman aralığındaki şiirlerini topladığı kitabını ben sizi hangi cezaevinden tanıyorum yoksa yanılıyor muyum dizesiyle başlatıp, toplumcularız karakollarda açtık gözümüzü / verirse halklar verir tarihte hükmümüzü / gizli de yargılansak 3. ağırceza’da dizeleriyle kapatan da var.

8 Mart 1971 tarihinde İzmir-Nato’da görevli Jerry White adlı Amerikalı çavuş, küçük bir Türk çocuğunu tabancayla vurup öldürür; ifadesinde, “Beni oyunlarıyla rahatsız ediyorlardı, uyuyamıyordum” der. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara 1 Numaralı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde 16 Temmuz 1971 tarihinde başlayıp iki buçuk ay kadar sürecek davaları sonunda 9 Ekim 1971 tarihinde, on beş sanıkla birlikte ölüm cezasına çarptırılırlar. Karar, Askeri Yargıtay’da Deniz, Yusuf ve Hüseyin dışındakiler için bozulurken, iki üye, bu üç sanık hakkındaki karara da muhalefet şerhi koyar. Bir bankanın soyulması ile dört Amerikalı erin kaçırılmasına verilen cezanın suçla orantısızlığından – insan ve hukukçu olarak – rahatsızlık duymuş olmalılar. Ezikliğin bayır aşağı giden yoluyla isyanın yükselen yolu her an herkese açık.

Dönemin başbakanı Nihat Erim’in topluma bol geldiğini düşündüğü anayasayı ihlâl!...Ve 6 Mayıs 1972...Tashihi karar isteklerinin reddi hakkındaki karar avukatlarına tebliğ bile edilmemişken alelacele idam. Kararı veren Askeri Mahkeme Başkanı Ali Elverdi’nin “Ben komünistleri temizlemek için bu görevi kabul ettim” deyişinden sonra Adalet Partisi milletvekili seçilmesi şaşırtıcı değil elbet.  
- Bu tren ne kadar kutsal bayım? –
- Yani kaç dolarlık mı? -

Üç gencin avukatlarından Niyazi Ağırnaslı, kararla ilgili etkili olabileceğine inandığı kişilerle görüşmeyi denediğinde, “Bu gençler, generaller için ‘babaları belirsiz’ demiş, bu nasıl söylenir?” türünden karşı koyuşlarla mücadele eder. Hempaları Şili’de, Arjantin’de kan kusturanların, devrimci yurtseverleri uçaklardan okyanuslara atanların babalarının belirsiz olduğunu söylemek sahiden de yersizdir. Deniz, kendilerine umut aşılamaya gayret eden Ağırnaslı’ya, “Bizim asılma kararımızı çok önceden vermişlerdi zaten, bunu hep söyledik. Dileriz ki boş yere ölmüş olmayalım ve vatan satıcılarının oyunları anlaşılsın yoksul halkımızca. Boşa ölmüş olursak işte o zaman yazık olur.” dememiş miydi?

Vatan satıcıları...Oyunlar...Yoksul halkımız...O günün gençlerinden bazıları bugünün esnaf-pazarlamacı siyaset cambazı oldular da, yaratılmasında bir damla ter akıtmadıkları nice ulusal varlığı satma hususundaki ‘başarı’larıyla  gururlanıyorlar. Meclis Başkanı Bülent Arınç, bazı Danıştay üyelerine yönelik silahlı saldırının ardından yaptığı açıklamada, “Ben 68 kuşağına mensubum” dediğine göre, bir kuşağın ruhuna dahil olmayı o tarihlerde gençlik çağını sürmekle eşdeğer görenler var demektir. Onların bir kısmı sonradan, solculuğu tedavi edilmesi gereken bir hastalık sayanlar, solcuların muhakkak marazî kişilikler olduğu yargısına vardıkları küfür romanları yazanlar, hangi gerekçelerle solcu oldularsa aynı gerekçelerle müslüman olduklarını açıklamaya çabalayanlar, ‘büyük’ gazetelerde pahalı fransız şaraplarını tanıtıp iktidar yalakalığı yapmayı genel yayın yönetmenliği diye yutturmaya çalışanlar ya da işadamlarının kuyruğunda yeni liberal partilere kurucu olup binde bir oyla süpürüldüklerinde özel üniversite ve/veya çokuluslu şirket danışmanlıklarına atananlar şeklinde çeşitli kollara ayrıldı. 

Ve Hüseyin, 6 Mayıs’tan bir iki gün önce Toprak ve Tarım Reformu Ön Tedbirler Yasa Tasarısı’ndan bir örnek ister. Son ana kadar tasarıyı inceler, notlar düşer sayfa kenarlarına.
Ve Yusuf, bir öğrenciyi döven polisleri izlemeye dayanamaz, ileri atılır. Toplum polislerince alınıp götürülür.
Ve Deniz, kendisine çok benzeyen ağabeyi Bora’nın yerine fırına gidip aldığı ekmekleri yoksul arkadaşlarına dağıtır. Şarkışla. Çocukluk...Delikanlılık kaç yaşında başlar, belki de beş-altı?

Sevene, sevilen yapayalnız görünür. Türkiye ve dünya, onlara öyle görünmüştü. Bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz / doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam...
Gerçek, kimsenin inanmadığı şeydir. Tam bağımsız-demokratik-özgür bir Türkiye’ye inandılar. Dünyaya. Geleceğe. Hep böyle süreceği sanılır bu gül hikâyesinin / hep böyle sürer gerçi amma bir gün sonu değişir...
Güzellik toplumsal ve eylem kollektiftir. Adandılar. Kabaran bir hüzündür gitgide aşk olur / kalkıp tokatlarız bir yanlışlığı... 
Çok mu acele ettiler, fazla mı atılgan davrandılar? Zaman uzunluğunu belirleyen eylemlilik frekansı olduğuna göre, bazen hızım bir araba dolusu aşk gibidir duygusuyla ışık hızını zorlamak ve gitmek gerekir,

Kalebent bir şehzade gibi mahzun / Börklüce gibi sabırsız haklılığında

Dönemin ateşleyici dergisi Halkın Dostları’dır. Dergiyle bir süre sonra ilişiği kesilen İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin’de, “Allah’a hamdederim ki 12 Mart sonrasında hiç bir şiddet ve yıldırma hareketiyle yüzyüze gelmedim” dedikten sonra sorar: “Neden 12 Mart rejimi benim gibilerin peşinde değildi?” Yanıtlar: “Benim gibilerin sosyalist bir dönüşüm uğruna ordudan, genç subaylardan bir beklentisi yoktu. Olmadığı için böyle rabıtalar içinde de yer alınmamıştı. Bir bakıma 12 Mart rejiminin terörüne muhatap olan, ‘bu adamlar’ın fonksiyonunu devralmaya heveslenen ‘bu adamlar’ ekibiydi. Hesap, birbirinin dilinden anlayanlar arasında görülüyordu.”  Aynı İsmet Özel, o yılların ‘sol’unu tanımlarken de “Nasıl bir sol? Güdük bir kalkınma ideolojisinin yedeğinde, hiç bir tarihî birikimi esas almaya yönelmemiş ve Batı aydınlanmasının temel taşlarından nasibini almamış bir sol” diyerek ekler: “Her ne kadar adına sosyalizm desek ve görüntüsünü modernlikle bezesek bile o günlerde ben yaşlardaki gençlerin temel eğilimleri yurtsever, memleketçi ve giderek milliyetçi bir karakter sahibiydi. Yine de bu kelimeleri anmak kimsenin hoşuna gitmezdi.”
Tanıdığımız tumturaklı üslûbuyla devam eder: “Türkiye’de sosyalist olmanın, sosyalistliğe yakışır bir gerekçesini bulmak mümkün değildir.”

Hidayete ermiş İsmet Özel’in gönül gözüne karşılık, 40 karanlığını, Sansaryan Han’ı da yaşamış sosyalist Attilâ İlhan’ın dönem şiirlerinden birinin kapanışını hatırlamalı: göz deyince ben en büyük şeyler anlarım / yanardağlar açık denizlerde deprem dalgalanması / yarı gece camlarında mermilerin imzası / darağaçlarına irkilmeden bakabilmek / ellerin kelepçeli götürülürken.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mahkemedeki ortak savunmalarından birkaç cümle: “Yurdumuzun bağımsızlığı için giriştiğimiz bu kavgada Kurtuluş Savaşımızda şehit olanların onurlarını ve ulusumuzun kaderini korumaya kararlı olduğumuzu bildiriyoruz. Kurtuluş Savaşımızın tüm şehitlerine selam olsun...Emperyalizme karşı verdikleri mücadelelerinde başlarını eğmeden kahramanca savaşan tüm ezilen uluslara selam olsun.”

 “Birbirinin dilinden anlayanlar” diyerek terazinin bir kefesine, haklarında hüküm verildiği gün birbirlerine sarılıp “Vatan sağ olsun” diyen bu çocukları, diğer kefesine darbecileri-işbirlikçileri-amerikan mandacılarını koyan şair, üç gencecik delikanlı idam edilmesin diye imza da vermiş, “Bu gençler idam edilmemelidir, çünkü bunları asmak hakkı sosyalist bir hükümetin olsa gerek.” düşüncesiyle.
Bunları asmak hakkı! Böylesi bir kabalığın yanıtını yine bir şair verebilir: Bencil ölüm kimseyi alıp gidemezsin / bize mutlaka bir şeyler kalır / kimsenin eskitemediği o şeyler kalır / olgun bir yaz akşamı, bir nasılsın / bir var mısın sabaha karşı.

Oligarşi öldüre öldüre artık sadece ölülere ve ölmüş hadiselere ilgi duymakta. Bernard Shaw’un dediği gibi, “Kahramanlığın sırrı, yaşamımıza, sona erme korkusuyla biçim vermemek” ise, bu toprakların da güzel, kahraman çocukları olmuştur. İşkenceden çıktığında babasını görüp “Babam gelmiş” diye atılan Hüseyin’in mi acısı daha yakıcı, babasınınki mi? Hangi sözcükler anlatabilir, arkadaşlarının idamına ilişkin sesleri, kıpırtıları işitmemek için en önce sehpaya gitmek isteyen delikanlıların yalın, insancıl duygularını? Hıdır İnan’ın, upuzun yatan Deniz’i, Yusuf’u ve son olarak oğlu Hüseyin’i alınlarından öpüp “Vatan ve bağımsız Türkiye sağ olsun” deyişindeki inceliğin sırrı, çözülmüş bir sır mıdır? “Rahmet olsun o güzel insana” diyerek, yanıbaşımda can veren Haydar dedemi son yolculuğuna uğurlamaya gelen Cemil Amca (Deniz Gezmiş’in babası) doğada neye karşılık gelir, dağ doruğuna mı, kuş yuvasına mı, yiğit duldasına mı?

68 ruhu belli bir tarihsel dönemle sınırlı değil.  Spartaküs’ten bu yana akıp gelen ırmağın kolları dört bir yana uzanıyor:  İşte Yafa’da cezaevine gönderilirken, ülkesinin ordusunu “İnsan hakları ve uluslararası anlaşmaları ihlal eden bir şiddet aracı” olmakla itham eden ve askere alınmayı reddettiği için kendisine verilen hapis cezası ile ilgili olarak, “Bütün bir halka zulmeden işgalci bir ordunun mahkemesinden ve demokrasiyi unutan bir rejimden başka bir şey beklemediğini” söyleyen İsrailli Hagai Matar!.. İşte ordu baskısıyla iki gün ‘devrik’ kalan liderlerini sevgi gösterileriyle başkanlık sarayına yerleştiren Venezuela halkı!..İşte Nijer’deki aç çocuklara yardıma koşanlar...İşte Tienanmen kadar Çin, Seattle kadar ABD ve işte Paris yanıyor!..Sinemalarda bir Ken Loach filmi, maden işçilerini anlatan. Yeni bir şarkı, bir derdi olan. Bir aşk, yıkan ve onaran...

Elbette karanlıkta göz kırpıp kalburla su taşıyanlar ve elbette hayal gücümüzü kurutmak için olanca güçlerini harcayanlar ve elbette tariflerinde tutucu olmamayı değişim yaftasıyla sunanlar ve elbette sevgi ve isyan duygusundan nasipsiz, şiir yazma iddiasıyla baş köşede oturanlar!

1925’e kadar bu topraklarda siyaset vardı. 1925-1945 arası idare dönemidir. Sonrası da idare-i maslahat ve onun da yürümediği yerde haraç mezat dönemi. Rönesansın en büyük ismi Erasmus, Ütopya yazarı Thomas More için “A man for all seasons – Her devrin adamı” der. Yüceltici anlamdadır: More’un, her çağın yüce insanı olduğunu anlatır. Çokları bunu yanlış yorumlamış besbelli. Her devrin adamı olanlara baktıkça öfkeyle bilenip Çoğal ey savaşçı / yüz kadınla yat bir gecede dizelerini kavrayıveriyor insan. Ya da, her şeye öyle bir ayar vermeli ki, ramak kalsın patlamaya.

Bizim ne güzel Yusuflarımız, Hüseyinlerimiz, Denizlerimiz, Mahirlerimiz, Sinanlarımız, Taylanlarımız, Mayıslarımız, Haziranlarımız var...Ve bizim bir haziranımız / bir yıl kadar yetecektir dünyaya / çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış...

22.05.2006


* Bu yazı, Üç Nokta Edebiyat Dergisi’nin Temmuz-Eylül 2006 sayısında yayımlanmıştır.


İzlenme: 849

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. Yazan KUTLU ANIL 07-08-2008 11:27 - Misafir
 
 
YAZINIZI WEB SITEMIZDE YAYINLAYACAGIZ.
SEVGILI ONUR, YAZINIZI BEGENDIM, KUTLARIM. 
YAZINIZI WEB SITEMIZDE YAYINLAMAYI DUSUNUYORUM. 
SITEMIZ: 
www.68dayanisma.org.tr 
 
KUTLU ANIL 
DERNEK SEKRETERI 
 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 
2. Yazan gökçe 24-03-2008 15:15 - Misafir
 
 
onlar vatan demektir
evet bu çocuklar vatanlarını herşeylerinden fazla sevdiler üçünede helal olsun biz de onların yarısı kadar bu vatanı sevebilirsek fetullahizmden kurtulmamız hiçte zor olmaz kahrolsun faşizm yaşasın kemalist aydınlanma
 
3. Yazan sarya 13-02-2008 16:08 - Misafir
 
 
keşke 3 fidan daha gelse
tek şunu belirtmek istiyorum dünyaya böyle delikanlı ewlatlar gelse bu gün bu gençlik böylemi olurdu ben denizlerin anılarıyla büyüdüm ve onlardan gurur duyuyorum keşke yaşasalardı aramızda olsalardı ama olmmadı erken yaşta ayrıldılar armızda onlar ölmedi kalbimizde yaşıyorlar yaşasın devrimciler kahrolsun emperyalizm
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile ilgili olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren ve reklam amaçlı yorumlar yazmayın.
  • Yanlış güvenlik kodu girildiğinde 'Gönder'e basmadan önce yeni bir güvenlik kodu için sayfayı tazeleyin.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved



 
< Önceki
 Portorama 2007 • Haber, Yorum, Etkinlik... • Joomla! İçerik Yönetim Sistemi ile hazırlanmıştır.
  fotorama