Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen, 2004 yılı başlarında, Türkiye ile AB üyeleri arasında önemli kültür farkı bulunmadığını şu örnekle dile getirmişti: "Brüksel'deki ofisin koridorlarını Türk sanatçıların tabloları, heykelleriyle donattık. Bunlara bakıldığında, öyle ileri sürüldüğü gibi ciddi bir kültür farkı olmadığı açıkça görülüyor. "Verheugen'in eserlerinden övgüyle söz ettiği Türk sanatçılardan biri de heykeltıraş Tuğrul Selçuk'tu. İdgsa80, yani seksenli yıllarda akademiden mezun arkadaşımızla övünürken hem kıvanç, hem bilgi ve genel kültür katıyoruz dağarcığımıza. Bir sanat adamı düşünün, ortalama bir insan ömrünün neredeyse üçte biri kadar süren bir dönemde bir konuyu araştırıyor ve bunu o denli değişik bir üslupla sunuyor ki... İzleyenleri görsel olarak büyülerken anlattığı hikaye ve felsefe yüzyıllara sığamıyor.
Yaşamın simgesi nedir? Hayat Ağacı, insanlık tarihinin çeşitli dönemlerinde en fazla kullanılan simgesel temadır. Çeşitli toplumların mitolojilerinde sözü geçen ağaç kimi zaman yaşamı, kimi zaman da evreni betimlemek için kullanılır. Birbiriyle ilişkisizmiş gibi görünen birçok toplumun ortak paydasıdır ağaç motifi. Fransa'da meşe, Almanya'da ıhlamur, İskandinavya'da dişbudak, Lübnan'da sedir, Hindistan'da banyan, Sibirya'da kayın, Türk kültüründe ise servi ağacının özel bir yeri vardır. Çünkü ağaçlar kökleri ile yeraltında, gövdesi ile yeryüzünde ve ışığa yönelen yaprakları ile gökyüzündedir, yani evrenin üç katını birleştirir. Büyümek için güneşe ihtiyaç duyan ağaçların sürekli gökyüzüne doğru olan yükselişleri de mistik bir anlam taşır.
Yaşamı en iyi simgeleyen de ağaçlardır. İlkbaharda çiçek açmaları, meyve vermeleri, doğumu, sonbahardaki yaprak dökümü ise yaşamın sona erişini çağrıştırır. Aynı zamanda bu durum evrenin ve yaşamın kesintisiz devamlılığını da akla getirir. Tam 22 yıllık bir araştırma sonucu 2004 yılının kış aylarında Galeri Apel de Tuğrul Selçuk'un 'Hayat Ağacı' başlıklı sergisini izlemiştik. Pek çok ünlü kişinin koleksiyonunda baş köşeyi çoktan almış bu eşsiz felsefenin simgesi eserlerden birer birer fotoğrafları kaldı, yadigar.... Metal, masif ağaç, deri, parlaklık, konservativlik, marka merakı, para tutkusu, fetişist imgeler, değişim, içindeki özlerde saklı sırlar... Aynı insanlar gibi. Her servi bir insanı ve de yaşam biçimini simgeliyor. Ama öylesine güzel bir ifade ediliş ki insanın kendi hayat ağacını "servi"sini seçesi geliyor. Acaba doğru tanıyabiliyormuyuz kendimizi. Sanatçının yeni sergi hazırlıkları içindeki atölyesinde görüşürken, arkeoloji ile olan derin ilişkisi ve büyük birikiminin sonucunda hangi nedenlerle bu konunun doğduğunu sorduk; "Akademiye girmeden önce Ankara Arkeolojide 4 yıl okudum. Arkeolojiye olan derin ilgim eğitimle de ilgili tabii ki. Servinin önceleri sadece biçim olarak dikkatini çektiğini söyleyen Selçuk, taşıdığı anlamları öğrendikçe ortaya şaşırtıcı bir öz ve biçim ilişkisinin çıktığını görmüş: "Biçimleri oluştururken geleneksel işleme tekniklerini bir zanaatkâr sabrıyla uyguladım ve bunu sanatsal düşüncemle dengelemeye çalıştım. Hayat ağacını geçmişin manevi dünyasının simgeleriyle iç içe sokarak görsel dilin olanaklarıyla yeni yorumlar getirmeye çalıştım. Günümüz hayatlarının giderek sığ hale gelmesi yüzünden, ürettiğim biçimlere fazla derinlik vermeden üstlerinde kullandığım simgesel biçimler ve renklerle boyut kazandırmak istedim. Her insanın yaşamını tükettiği bir tutkusu, onunla simgeleşmişliği var. Bunlar adeta karakter tahlilleri gibi, dengeli, fetişist, paracı, gelenekçi, modernist, doğurgan üreten vb. gibi...
Değişimi ele alalım; metallerin tüm özelliklerini bir servide görmemiz hayatımızdaki devinimi anlatır. Kısaca eser, yaşamını sürdürür adeta. Hayat ağacını oluşturan demir, oksitlenerek yeşerir, bakır kızarır, paslanmaz, değişmeden kalır. Bu, inanılmaz bir büyü gibi, eserde de olsa adeta nefes alıp almadığını sorgulatıyor bize. | Kilimlerde kullanılan önemli motiflerden biri, şamanizm inancına göre göğün yedi kattan oluştuğunu anlatır. Dallardaki kuşlar; bu katlarda bekleyen şamanizm ruhlarını, uçanlar ise; ölenlerin ruhlarını simgeler. Ejderhalar; bu katta bekleyen bekçilerin sembolüdür. Ayrıca, ölümden sonraki hayatın da var olduğunu anlatır. Anadolu Selçuklu Sanatında hayat Ağacı motifi çok görülmektedir. Ahlat (Van Gölü’nde, ama Van’ın diğer tarafında), hayret verici bir yer. Mezar taşları, bir buçuk veya iki metre yüksekliğinde ve üzerlerinde geometrik şekiller var. Bazıları hayat ağacı formunda resimleri de içeriyor. 13. yüzyıldan kalma bu mezar taşları görülmeye değer. | Servi, göğün katmanlarını temsil eden dalları ve gövdesiyle, güneşe doğru yükselirken, kutsal bir nesne olarak karşımıza çıkar. Uzun ömürlü olması, yapraklarının yaz-kış yeşil kalması, büyümek için gökyüzüne doğru 'elif' zarafetinde yükselişi, tasavvufta sabır ve ölümsüzlüğü de temsil eder. Bunu Tanrı'ya ulaşan ruhun yükselişi şeklinde yorumlayanlar da var." diyor. Selçuk, şöyle devam ediyor: "Hayat ağacı, doğum ve ölüm arasındaki süreçte, inanışlar doğrultusunda kimi zaman dinsel bir 'bezeme', kimi zaman da 'yaşamın simgesi' olmuş birçok malzemeye süsleme unsuru olarak girdi. Ama hayat ağacını basit süsleme unsuru olarak görmek de pek mümkün değil. Edebiyattan ilahiyata, tıptan efsanevi hikâyelere, birçok farklı alanda üstüne araştırmalar yapılarak eserler verilmiştir." "Hayat Ağacı" Tuğrul Selçuk'un ellerinde, felsefik bir görselliğe doğru derin bir yolculuğa çıkmamızı sağlıyor. Söyleşimiz sürerken, kısa kısa geçmiş sergilere de göz atıp, 2008'deki yeni hazırlıklar için bilgiler aldık. Yıllar önce Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezinde açılan "Hisseli Harikalar Kumpanyası-Meraklılarından Sıradışı Objeler" sergisinde; Tuğrul Selçuk’un nasıl bir aşk ve sanat adamı olduğunu bir kez daha fark ediyoruz. Selçuk’un, Handan Börüteçene’ye gönderdiği "kırmızı kalem mektuplar" sergideydi bu defa. Bir eleştirmen şöyle yazmıştı; "Çılgın bir zekânın, iflâh olmaz bir aşkın mektupları. Bir şırınganın içine, bir ampule, bir su terazisine yerleştirilmiş, daha bilmem kaç kılığa sokulmuş kırmızı kalemler..." Handan Börüteçene ise; "İnsan, eline kalem alıp yazsa, böyle güzel anlatamaz her bir hallerini. Oku oku sıkılmazsın bu mektuplardan." diyor bu konuda.
Derken, geçen yıl Galeri Apel’de gerçekleşen 2. kişisel sergisinde, "İnsan eli ile üretilmiş melanet" diye nitelediği "GDO = Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar"a geliyor sıra.
Bir uyarıda bulunuyor sanatçı; "Bu gidişle gelecekte sağlıklı tohum bulunamayacak, doğal olmayana dikkat etmeliyiz..."  Herbir sergisi büyük araştırmalar sonucu çıkan, altındaki felsefeyi derin derin düşünmemizi sağlayan Tuğrul Selçuk, 2008'de bizleri eserleri ile mutlu etmeye devam edecek. Serginin de adı olan "Beyoğlu Bakireleri"nin prototiplerini gördüğümüz atölyesinden hoş izlenimlerle ayrılıyoruz. Ne mutlu, iyi ki seninle okuldaşız, seni aradığımız her an, sanatın içinde üretkenliğinle bulduğumuzda, hala yaşanılası güzel bir dünyada olduğumuzu anımsatıyorsun bizlere. Ürettiklerinle "HAVA, SU VE TOPRAĞA DAİR" herşey bambaşka görünüyor bizlere.
Fotoğrafların devamı galeride... Sağol ve hep üret sevgili Tuğrul Selçuk. Egem Uzer / idgsa80 İzlenme: 1359
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |