8 Ocak 2009, Perşembe,  
PortoramaNet
  
BaşSayfa arrow İçindekiler arrow Vicdan Çukuru arrow Kraldan çok kralcılar...
Kraldan çok kralcılar... Yazdır E-Posta
• Yiğit Ateş Yazaroğlu   
16 Ağustos 2007, Perşembe

Geçtiğimiz ay gerçekleştirilen genel seçimlerde bilindiği gibi iktidar partisi lehine zafer olarak algılanabilecek bir sonuç ortaya çıktı. Bunun değerlendirmesi ve analizi ayrı bir yazı konusu olabilir. Ama esas olarak üzerinde durmak istediğim liberal ya da neoliberal sağcı veya solcuların (!) ve ikinci cumhuriyetçilerin bir bölümünün zafer çığlıkları ve bu  çığlıkların anlaşılmazlığıdır. Bir de bu kesimlerle dinci medyanın muhabbeti…

Öncelikle bu sonucu bu kadar yüceltmek ve bir ”demokrasi zaferi” ilan etmek konusunda bu kadar hevesli ve aceleci davranmak ne kadar doğru olur? Tamam, iktidar partisi büyük bir başarı elde etti, anladık, ama malum kesimin içinde bulunduğu bu ruh hali nedir? Aslında açık açık konuşmak lazım, iktidar partisinin kendi adına yakaladığı bu büyük başarıyı basamak yaparak kendince düşman bellediği karşı kesimlerin üzerine ibretlik saldırılar düzenleyen birtakım köşe yazarlarının bu hezeyanı ne ile açıklanabilir? Böyle bir intikam duygusu (başka bir isim koyamıyor ve neyin intikamı olduğunu da anlayamıyorum) aydın olmakla nasıl bağdaştırılabilir?

Birtakım yazarlarının gazetelerdeki köşelerine veya malum kişilerce yönetilen ya da konuk olarak katıldıkları siyaset üzerine tartışma, sohbet programlarındaki söylemlerine bakarsanız, “halkın tokadı”, “halk darbesi”, “halkın sillesi”, “halk muhtırası” gibi kavramların havada uçuştuğunu ve “bu da kapak olsun”, “cevabınızı aldınız, artık susun” seviyesizliğinde bir saldırı kampanyasının yürütüldüğünü görebilirsiniz. Bu durum gayet doğal bir hâl aldı. Kimsenin kimseye, “halk sözünü söyledi, susun ve saygı gösterin” deme hakkı yok! Ne demek?! Her zaman, her türlü olgu ve her çeşit gelişme üzerine söz söylenebilir, söylenmelidir de! Felsefe, düşünce, gelişim, tarih bitti mi de söz söyleyemiyoruz olup biten üzerine… Ayrıca dünya milletlerini 2. Dünya Savaşı’na götüren süreç de Almanya’daki demokratik bir seçimle başlamadı mı?

Demokrasiyi ağzından düşürmeyen malum kitlenin aslında karşı görüştekilerin ağzını kapatmak heveslisi ve demokrasiye olan inançlarının da bu kadar olduğu gayet net ortaya çıktı.

Bu yeni sürecin Türkiye’yi gerçek demokrasiye kavuşturmasını umarak bir kaç soru sormak istiyorum, eğri oturup doğru konuşalım:

  • Mevcut iktidar son beş yıllık dönemde kendisine karşı oluşturulan eleştirel görüşlere ne kadar tahammül gösterdi?
  • Kaç adet yazar ve karikatürist hakında tazminat davaları açtı?
  • 301. madde konusunda söylemden öte ne yaptı? Düşünce özgürlüğüne uygun değişiklikleri gerçekleştirdi mi?
  • İktidar partisi üyeleri seçim çalışmaları sırasında kaç vatandaşı azarladı, payladı?
  • Ermeni Konferansı ile ilgili olarak “Milleti arkadan hançerliyorlar” diyen Alman Hükümeti’nin adalet bakanı mıydı?
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı ile ilgili olarak ulemayı adres gösteren hangi ülkenin başbakanıydı?

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…

Siz, mevcut hükümetin elde ettiği seçim başarısı üzerinden istediğinize saldırmaya devam edin, hiçbir önemi yok! Kimin neyin peşinde olduğu sır değil artık…

Sonuç:

Demokrasi, sadece bir seçim sonucuna indirgenemeyecek kadar yüce bir kavramdır.

Seçim, demokrasi için gerekli ama tek başına yeterli değildir.

Hiç kimse, % 47’ye sırtını dayayıp, geriye kalanlara “yeter, artık susun” deme hakkına sahip değildir.

Söyleyecek sözü olanlar, bir gün yüzde bir bile kalsalar, var oldukları sürece o sözü söylerler!


İzlenme: 740

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. Yazan eren 13-12-2008 18:06 - Misafir
 
 
güzel
yazdıhınız yorumlar cok güzel ben beyendim
 
2. Yazan Onur Behramoğlu 05-09-2007 15:57 - Misafir
 
 
Demokrasi, teknik bir mesele değil, bir
"Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı ! İşletemedin. Onu, hayvanî duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile ilgili olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren ve reklam amaçlı yorumlar yazmayın.
  • Yanlış güvenlik kodu girildiğinde 'Gönder'e basmadan önce yeni bir güvenlik kodu için sayfayı tazeleyin.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved



 
< Önceki   Sonraki >
 Portorama 2007 • Haber, Yorum, Etkinlik... • Joomla! İçerik Yönetim Sistemi ile hazırlanmıştır.
  fotorama