Deniz ana kucağı gibidir. Kucağında yattıkça onu istersin. Onun nefesini istersin, kokusunu istersin, sevgisini istersin. Denizi öyle sevmek lazım.
Yarış başka bir iş, denizi sevmek, denizde yaşamak ve o mantığı geliştirmek başka bir iş.
Sayın Halit Narin ile, 19/23 nisan tarihleri arasında Martı Otelleri ve Martı Marina sponsorluğunda, Marmaris / Orhaniye’de gerçekleştirilen, Federasyon Kupası Yarışları’nın ikinci günü, yarışları beraberce izledik ve bu söyleşiyi gerçekleştirdik. Pırıl pırıl bir nisan gününde, Orhaniye de Martı Marinadayız. Kıyıda tekneler son hazırlıklarını yapıyorlar. Birazdan parkur kurulacak ve ikinci günün yarışları başlayacak. Yarışların hemen öncesinde söyleşiyi gerçekleştirme telaşındayım. Halit bey ‘’ hadi gelin denize çıkalım hem yarışları seyrederiz hem de konuşuruz’’ diyor. Dümende Halit Bey, marinadan ayrılıp, yarışların yapılacağı Hisarönü Körfezine doğru ilerliyoruz. Hisarönü Körfezinin büyüleyici atmosferine birazdan, laser ve optimist tekneleri de dahil oluyorlar. Denize ve yelkene olan tutkunuzu biliyoruz. Bu tutku nasıl oluştu? Nasıl gelişti? HN: Biz hepimiz Anadolu çocuğuyuz. Vaka ben İstanbul’da doğmuşum. Deniz tutkusu başka bir hadise. Yani, bu anneni babanı sevmek gibi, vatanını, bayrağını, milletini sevmek gibi bir hadise değil. Onlar doğuştan gelir. Deniz tutkusu, yelken tutkusu; sonradan, arzu ile gelişir. Bizde de sonradan gelişmiş. Daha öğrenciliğim sırasında tarih kitaplarını okurken, Turgut Reis, Barbaros Hayrettin Paşa gibi geçmişin büyük denizcilerine hayranlık duyardım. Zamanla denize duyduğum bu merak, bu sempati; tutkuya dönüştü. Yaşamımın ayrılmaz bir parçası oldu. İlk teknenizden biraz bahsedermisiniz bize? HN: Osman Güven, mektep arkadaşım, sonra da beraber çalıştık, laf olsun diye 1955- 1956 senelerinde, dıştan takmalı motor ithalatı ile ilgili bir talepte bulunmuş.18 beygir motor alacağız iki arkadaş sende ortak olur musun diye sormuş bende evet demişim. Sonra bir ara motor geldi dedi. Benim aklımda bile yok, ne motoru dedim. Her şeyi ayarlamışlar. Böylece 4 metre 25 cm’lik bir tekne ve 18 beygir dıştan takmalı bir motor ile, üç ortak, birlikte deniz hayatına başladık. Onlar deniz bilmez, ben deniz bilmem. Bu tekneye ilk binişimiz, hayatım boyunca unutamadığım bir hadisedir. Biz ona ilk heves 10 kişiye yakın, kalabalık olarak bindik. Normalde 30 cm olan su hattı, herhalde 8 - 10cm ye düştü. Kimse yüzme dışında deniz ile ilgili hiçbir şey bilmiyor. O gün bir az kuvvetli poyraz yada karayel çıksaydı ilk ve son tekne yolculuğumuz olabilirdi. Neredeyse sal gibi olan tekne ile, bir ada turu yaptık geldik. Keyifle anlatıyor geçmiş günleri. Söyleşimiz sürerken diğer misafirleri ile de ilgilenmeyi ihmal etmiyor. Herkese tatlı tatlı takılıyor. Ve daima son sözü, o söylüyor. Zor bir söyleşi olacak diye düşünürken, bana dönüp ’’Türkiye’nin geleceği denizlerdedir’’ diyor ve devam ediyor. HN:Türkiye’nin en büyük geleceği denizlerdedir. Tarihimize bakacak olursak ne zaman ki padişahlar denizlerden çekilmişler, Osmanlı devleti de gerilemeye başlamış. Ne zaman ki padişahlar denize açılmışlar Osmanlı devleti gelişmiş. Ama maalesef şu anda Türkiye’nin denizleri, dış ülkelerin siyasi mantıklarından ötürü, Türk hükümetlerinin de mantıklarının bu noktada kafi derecede gelişmemiş olmasından dolayı; ağır konuşuyorum bakın, bütün aktiviteyi denizden çıkarmışlar karaya götürmüşler. Ve dolayısı ile Türkiye’nin bütün ulaşımı başka ülkelere bağlı, petrole dayalı bir duruma gelmiş. En pahalı, en verimsiz ve en dayanıksız sisteme dönüşmüş.Bunların hepsinden kurtulmak için denize sevgiyi artırmak lazım. Politikacıların yüzde doksanı, denizi tanımaz sevmez ve kıymet vermezler. Bununla ilgili geçmiş zamanlarda büyük millet meclisinde olan bir hadiseyi anlatayım size. Bir milletvekilimiz, toplantı sırasında uyuya kalmış. Uyanınca ilk duyduğu söz, liman olmuş. Hemen söz alıp, ‘’ bizde isteriz’’ demiş. Demişler ki sen Kayseri milletvekilisin, Kayseri’de deniz yok ki. ‘’Olsun, deniz de isteriz’’ demiş.
Ülkemizin, denizi bilmeyen denizin ne olduğunu anlamayan getirdiği nimetleri bilmeyen politikacılar yerine, denizi anlayan insanlara ihtiyacı var.
Ülkemizin, denizi bilmeyen denizin ne olduğunu anlamayan getirdiği nimetleri bilmeyen politikacılar yerine, denizi anlayan insanlara ihtiyacı var.
Polikada, politikayı bilenlere değil, ekonomik güçleri çok iyi değerlendiren anlayan insanlara ihtiyaç var ki bunun başında denizcilik gelir. İşte Yunanistan. Hiçbir ekonomik kapasite yaratacak gücü yokken, deniz gücüyle ekonomisini bir yerden bir yere getirdi. Yarış parkuru havanın dönmesinden dolayı henüz kurulamadı. İyi bir yarış için, stabil bir rüzgar gerekli. Bir yanımızda Laser tekneleri diğer yanımızda optimistler hep birlikte denizin üzerinde bekliyoruz. Bir süre çevremizi seyrediyoruz. Ben konuya nereden girsem diye düşünürken, Halit Bey devam ediyor. ‘’ Herkes limana girerken ben limandan çıkarım’’ HN: Türkiye’de bir sürü tekne var. Ne zaman hava çıksa hepsi limana sığınırlar. Halbuki denizci, kötü havada, ağır şartlarda denizcilik ve kaptanlık öğrenir. Herkes limana girerken ben limandan çıkarım. Fırtına insanı eğitir. Yani iş hayatında ki tecrübe gibidir. İş hayatında tecrübe sahibi olursan fırtınaları atlatırsın. Fırtına ile karşılaştığında ne yapılacağını bilmeyen insanların kaptanlığı ile bir yere gidilemez.
Fırtına ile karşılaştığında ne yapılacağını bilmeyen insanların kaptanlığı ile bir yere gidilemez.
Onların cesareti de olmaz. Bazı şartlarda, sığınacak liman tabi lazım. Ama her dakika sığınırsan o zaman nasıl öğreneceksin. Yeni araba almışsın, bahçende tutuyorsun. Yeni tekne almışsın limanda tutuyorsun. Peki; şartlara hazır mısın? Hazır mıyız? Sanırım fırtınaya yakalanmadan da asla bilemeyeceğiz. Halit Bey, bir çok fırtınadan daha da güçlenerek çıkmış olmanın rahatlığı ile soruyor bu soruyu. Aslında beklediği sorusuna cevap almak değil. O akıcı konuşmasıyla deneyimlerini özetliyor bize. Sizce denizi sevdirmek için ne yapmak lazım? HN: Denizi sevdirmek için insanları denizle kucaklaştırman lazım. Bu ana kucağı gibidir. Kucağında yattıkça onu istersin. Onun nefesini istersin kokusunu istersin.sevgisini istersin. Denizi öyle sevmek lazım. Sevdirmek içinde sistem geliştirmek lazım. Söyleşiyi motor yatta yapıyoruz. Ayrıca bir yelkenli teknesinin de olduğunu biliyorum. Yelken yarışlarına katılıp katılmadığını soruyorum. HN: Ben Türkiye’nin en iyi motor kaptanlarından biriyim. Ayrıca fevkalade iyi yelken kullanırım. Rahatlıkla söyleyebilirim, bu iki standartta da denizde en iyilerinden bir tanesiyim. Yelken yarışçısı olmadım hiçbir zaman. Bende deniz bir tutkudur. Ve bununla da iftihar ediyorum. Rüzgâr koşulları yarışa uygun hale geldi. Her iki sınıfın da parkurları kuruldu. Start işlemleri başlamak üzere. Martı marina ve Martı Oteller grubu, Laser Optimist Federasyon Kupası Yarışlarına ilk kez geçen yıl sponsor olmuşlar ve yarışların bir gününe ait neticeler doğrultusunda da Halit Narin Kupası Ödülü vermişlerdi. Özellikle geçen yılın optimist birincisine verilen optimist teknesi, sporcuları son derece heyecanlandırmıştı. Bu yıl aynı yarışlara ikinci kez ev sahipliği yapıyorlar. Optimist sınıfına ayrı bir yakınlık ve sempati duyuyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı? HN: Yelken, insanların bir yerden bir yere kendi iradesi ile kendi becerisi ile gitmenin mantığını geliştirdiği bir spor dalı . Optimistlerde 8 ile 15 yaş arası sporcular yarışıyor.. Çocuklar için optimist çok mühim. Tek başına denize açılıyorsun ve altındaki kabuk gibi bir şey. Bir yerden bir yere bir disiplin içinde gidiyorsun. Bu büyük bir irade yaratmanın başlangıç noktasıdır.
Çocuklar için optimist çok mühim. Tek başına denize açılıyorsun ve altındaki kabuk gibi bir şey. Bir yerden bir yere bir disiplin içinde gidiyorsun. Bu büyük bir irade yaratmanın başlangıç noktasıdır.
Optimist teknesi büyük beceri istemez ama büyük inanç ister, büyük mücadele ister. Onu geliştirirseniz deniz sevgisini de geliştirirsiniz. Ben onun için optimisti çok severim. Optimist birincisine vereceğiniz tekne çocukları çok heyecanlandırıyor. HN: Bu mükâfat diye çocuklara verilen tekneler nedir ki? Ekonomik olarak hiç bir şey değil ama motivasyon olarak çok değerli. Çocuklar heyecanlansın istiyorum. Yarış sonunda kupa veriyorsun, herkesin evinde bir sürü kupa var. Ama ben bir tekne kazandım demek başka bir iş. Korsanlık gibi bir şey. Laser sporcuları bizim neyimiz eksik diye soruyorlar. HN: Her iki üç senede bir hediyelerin cinsi değişecek ama gerideki de devam edecek. Her sene hediyeler artacak. İnşallah sonu motor yata kadar gitmez. Yelkencilere motor yat mı hediye etmeyi planlıyorsunuz? Çok hoş doğrusu. HN: İşin şakası bir yana, bir iddia koymalıyım ortaya. Bu iddianın önünde bir şey olması lazım. Hediyelerin adedi ve cinsi büyüyerek devam edecek. Teknelerin karda kışta, Türkiye’nin her yerinde, denizde olduğunu görmek istiyorum. Çok sayıda yarışın yapıldığını görmek istiyorum. Bizim dünyanın her tarafı ile mücadele edebilmemiz lazım. Yarış bir iddiadır. Bir milletin iddiasıdır. Bayrak yarışıdır o. Benim milletim niye dünyanın her tarafında yarışmasın, derece almasın. Benim hedefim o.
Yarış bir iddiadır. Bir milletin iddiasıdır. Bayrak yarışıdır o. Benim milletim niye dünyanın her tarafında yarışmasın, derece almasın. Benim hedefim o.
Hisarönü Körfezinde, bir gün daha bitiyor. Yarışlarını tamamlayan sporcular, telaşsız, biraz önce kıyasıya mücadele ettikleri rakipleri ile sohbet ederek, şakalaşarak karaya dönüyorlar. Biz de onları izleyerek, Martı Marina’ya dönüyoruz. Bu söyleşimizde, Halit Bey, o akıcı ve net üslubu ile çok önemli mesajlar verdi. Onun söyledikleri hepimize rehber olacaktır diye düşünüyorum. Teşekkürler Halit Bey. İzlenme: 1028
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |