5 Temmuz 2009, Pazar,  
PortoramaNet
  
BaşSayfa arrow Sol Anahtarı

Sol Anahtarı
BU KARANLIK BÖYLE İYİ AFFERİN TANRIYA
• Onur Behramoğlu   
13 Eylül 2007, Perşembe

Tübitak 9. Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği. 18 - 20 Ağustos 2006. Antalya - Saklıkent.
Çıplak gözle ve teleskopla göğe bakmak mı sadece? Hayır. Astronominin tarihsel önemi, Tübitak Ulusal Gözlemevi'nin tanıtımı, yapay uydu gözlemciliği, radyo astronomi, uzayda yaşam, teleskop aynası yapımı... Aklımızın yettiği gözümüzün erdiğince gökyüzünde ne var ne yok şöyle bir bakıp geldik. Şehirlerdeki yanlış, yanıltıcı  ışığın kirliliğinden uzakta.

İlk yorumu yazın | İzlenme: 1018 | Devamı...

 
Der Untergang
• Onur Behramoğlu   
13 Eylül 2007, Perşembe

"Fransa'nın kasabalarında,
başka kuşlar içeri girip tohumları yemesinler diye,
ambarların kapısına kuşlar çivilenirdi."

Jacques Prévert

Der Untergang,  ‘Çöküş' olarak Türkçeleştirildi, derler ki doğrusu ‘Batış'tır. İnsanoğlunun körleşme tarihinin en utanç verici dönemini, İkinci Dünya Savaşı'nı, kimsenin kimseyi görmediği korkunç karanlığın baş aktörünün son günlerine eğilerek anlatır. Anlatılan Hitler'dir, Almanya'dır, dünyadır, insandır. Savaş sona ermek üzere, kötülük yerin onbeş metre derinlerinde, sokaklarda vurulup düşen çocuklar - filmin yönetmeni gibi - Alman'dır. Basiretsiz generallerine sığınağında emirler yağdıran Führer, büsbütün hezeyandır. Ruslar Berlin'e varmış, Naziler yerle bir olmuş, yaklaşan ilkbahardır.

İlk yorumu yazın | İzlenme: 929 | Devamı...

 
ECEGİLLERLE SİVİLSIKIATONAL ŞİİRSİNEMA
• Onur Behramoğlu   
13 Eylül 2007, Perşembe

Derleme

Irgat mahallinde ilk derse ve hiç
bir derse girmeyecek dudak tiryakisi iki öğrenci
Şiiri devamlıdır maalesef sesi dışarı
vermeyen yüksek ve alçak kaldırım sinemalarının

Koşa koşa Akdenizlilik, ‘müzik', ‘opera'lar, Mozart, Verdi, Mahler...ve ‘tarih' kokan Luchino Visconti'ye geliyorum...Visconti'nin bence en önemli filmlerinden olan Büyük Ayının Soluk Yıldızı'nı (Vaghe Stello Dell'Orsa) Sinematek günlerinde, 1968'de İtalyanlarda (Casa D'Italia'da) izlemiştim. (Ve Bertolucci'nin Devrimden Önce'sini de.)
Benim, Visconti'den ilk gördüğüm film ise sanırım 1955'te Senso'dur (Günahkâr Gönüller), İstanbul. Siyasallı arkadaşım Erol Gülercan'la 8 kez gördüğümüz Beyaz Geceler, 1958, Ankara. (1866 Venedik'i, Clara Calamai'nin kollarını açarak gerinmesini de anımsıyorum!)
Ama ben daha çok Visconti'nin hemen hemen bütün filmlerindeki özelliklerinin görüldüğü ‘Il Gattopardo' (Leopar) filmini ele almak istiyorum:
1860, Sicilyalı Salina Prensi;
Gerileyen bir sınıf;
Avrupa tutuculuğunun kendisiyle hesaplaşması;
Bir toplumun geri çekilişi;
"Eski ayrıcalıklarını olabildiğince korumak uğruna yeni düzene uymak" isteyenler;
Ya da; çöküş;
"Ayakta kalmak isteyenler onların arasına karışmalıdır.";
Bu arada, insansal saptamalar: "Güzelliği gözüyle gören, artık ölüme yaklaşmıştır."
Sinemanın bir şairi olarak ele aldığım Visconti'yi biraz olsun açındırmak için, ‘antropomorfolojiye girmemiz gerektiğini' de ekleyeceğim. Şairler insana biçim vermezler mi?
Visconti aynı zamanda ‘doymak bilmeyen bir okurdur'da. (Kendisine ‘Lombardik bir okuyucu' diyor; Manzoni, Verga, Vittorini, Pavese...)
Bitirirken, Wolfram Schütte'den şunu alıntılıyorum:
"Luchino Visconti'nin filmleri Murnau, Stroheim ve Losey gibi yönetmenlerin eserleriyle genelde aynı yazgıyı paylaşır. Siyasi ya da ticari kaygılarla uygulanan sansür, filmlerin pek çoğunu âdeta tanınmayacak hale getirmiştir, hatta içlerinden bazılarını sonradan ilk yapıldığı biçime yeniden sokmak bile mümkün olmamıştır."
Lampedusa, Il Gattopardo'da ne diyordu? "Her şeyin aynı kalabilmesi için, her şeyin değişmesi gerek."

İlk yorumu yazın | İzlenme: 671 | Devamı...

 
'AŞK ZAMANI' VE '2046' EKSENİNDE WONG KAR-WAİ
• Onur Behramoğlu   
13 Eylül 2007, Perşembe

“Soru sormayız biz birbirimize, birbirimize sızlanmayız;
açık kapılardan açıkça geçeriz beraberce”

Friedrich Nietzsche

İnsanın sadece zihinle kavranan bir nesneye dönüşmesinin arka planında, iyi şairlerin yazarken akıllarının başında olmadığı düşüncesiyle şiiri kentinden kovan Platon’a, bir başka deyişle, Aydınlanmanın tarihöncesine gitmek gerekir. “Herşey konuşur onların arasında; nasıl anlayacağını bilmez artık kimse. Herşey düşer suya; derin pınarlara artık birşey düşmez...Herşey konuşur onların arasında, konuşmayla herşey bastırılır.” (1) diyen Nietzsche ile, Sokrates ve Platon geleneğinin insanı ruhen sakatlayışı ilk kez yetkinlikle ortaya konulurken; “Üzerinde konuşulamayan konusunda susmamızı” öğütleyen Wittgenstein da, Tractatus’ta “...dile getirilemeyen vardır yine de...Mistik olandır bu...” diyerek akıl ve sözötesine gönderme yapar.

İlk yorumu yazın | İzlenme: 964 | Devamı...

 
80'Lİ YILLAR TÜRK SİNEMASI
• Onur Behramoğlu   
07 Eylül 2007, Cuma

İnsan, tarihsel bilince sahip tek canlı. Herhangi bir alanda tarih yazımını sağlam temellere oturtabilmenin ön koşulu ise, trenin gittiği yöne doğru oturmuş olmaktır. 1980-90 arası Türk sinemasında yaşanan ‘kriz’i anlayabilmek için sinemamızın gerçekliğe uygun bir dönemlendirmesini yapmak gerekir.

Yorumlar (1) | İzlenme: 8646 | Devamı...

 
<< İlk < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sonuç 1 - 5 Toplam: 7

 Portorama 2007 • Haber, Yorum, Etkinlik... • Joomla! İçerik Yönetim Sistemi ile hazırlanmıştır.
  fotorama